Bununla kastedilen deve, sığır, koyun, keçi ve bunlara dahil edilebilecek diğer hayvanlardır. 2. Ey iman edenler! Allah’ın (koyduğu din) nişanelerine (4), haram aya (5), hac kurbanına, (bu kurbanlıklara takılı) gerdanlıklara ve de Rab’lerinden bol nimet ve hoşnutluk isteyerek Kâ’be’ye gelenlere sakın saygısızlık etmeyin. Fegafernâ lehu zâlike, ve inne lehu indenâ le zulfâ ve husne meâb(meâbin). 26. Yâ dâvûdu innâ cealnâke halîfeten fîl ardı fahkum beynen nâsi bil hakkı ve lâ tettebiil hevâ fe yudılleke an sebîlillâhi, innellezîne yadıllûne an sebîlillâhi lehum azâbun şedîdun bi mâ nesû yevmel hisâb(hisâbi). 6.Allahumme leke-l-hamdu, Ente kesevtenihi. Es eluke min hajrihi vehajri ma suni‘a lehu. Ve e’uzu bike min šerrihi ve šerri ma suni‘a lehu. – Allahu moj, Tebi hvala. Ti si me ovim odjenuo. Molim Te za dobro, koje mi ona pruža, i u čijoj je funkciji, a prizivam Te protiv zla njegova i onoga koje iz njega može proisteći. ( D,T,BG,ŠTL ) 1.Sad vel kur'ani ziz zikr 2.Belillezıne keferu fı ızzetiv ve şikkak 3.Kem ehlekna min kablihim min karnin fe nadev ve late hıyne mens 4.Ve cabu en caehüm münzirun minhüm ve kalel kafirune haza sahırun kezzab 5.E cealel alihete ilahev vahıda inne haza le şey'üy ucab 6.Ventalekal melaü minhüm enimşu vasbiru ala alihetiküm inne 53. Haza ma tuadune li yevmil hısab. 54. İnne haza le rizkuna ma lehu min nefad. 55. Haza ve inne lit tağıyne le şerra meab. 56. Cehennem yaslevneha fe bi'sel mihad. 57. Haza fel yezukuhu hamımüv ve ğassak. 58. Ve aharu min şeklihı ezvac. 59. Haza fevcüm muktehımüm meaküm la merhabem bihim innehüm salün nar. 60. ib1T. Sad suresi hakkında araştırmalar yapanlar Sad suresi Türkçe ve Arapça okunuşu nedir, konusunu merak ediyor. Konu hakkında detayları araştıranlar Sad suresi anlamı nedir? Sad Suresi meali nedir gibi konuları merak ediyor. Peki, Sad suresi meali nedir? Sad Suresi meali nedir? İşte, detaylar…SAD SURESİ NEDİR?Hakkında Mekke döneminde inmiştir. 88 âyettir. Sûre, adını birinci âyetteki "Sâd" harfinden almıştır. Sûrede başlıca, Allah'ın birliği, müşriklerin inkârları ve sapıklıkları sebebiyle azabı hak etmiş oldukları, Davûd, Süleyman, Eyyüp, İbrahim, İshak, İsmail, el-Yesa' ve Zülkifl Peygamberlerin kıssaları, Davûd Peygamberin hakemliği ve Hz. Peygamberin temel görevi konu Mushaftaki sıralamada otuz sekizinci, iniş sırasına göre de otuz sekizinci sûredir. Kamer sûresinden sonra, A'râf sûresinden önce Mekke'de Sûrenin temel konusu, Resûl-i Ekrem'in hak peygamber olduğu gerçeğinin ispatıdır. Kur'an üzerine yeminle başlayan sûrede Hz. Muhammed'in peygamberliğini inkâr eden müşriklerin iddiaları reddedilmekte; çok tanrıcı inançlarının kısa eleştirisi yapıldıktan sonra onlara, önceki peygamberlere karşı benzer tavırlar sergileyenlerin âkıbetleri hatırlatılmakta, Hz. Peygamber'e de sabır tavsiye edilmektedir. Hz. Dâvûd, oğlu Süleyman ve Eyyûb'un hayatlarından kesitler verilmekte; Hz. İbrâhim, İshak, Ya'kub, İsmâil, Elyesa', Zülkifl'in isimleri sıralanarak bunların yolundan gidenlerin âhiretteki mutlu hayatları, buna karşılık yoldan çıkanların kötü âkıbetleri hakkında kısa ve uyarıcı açıklamalar yapılmaktadır. Sûrenin son bölümünde insanlığın atası olan Hz. Âdem'in yaratılışı anlatıldıktan sonra İblis'in, kendisine rahmet kapılarının kapanmasına sebep olduğunu düşündüğü için Âdem'in soyuna hınç beslediği ve onları doğru yoldan saptırmaya ahdettiği anlatılmakta, Hz. Muhammed'in hak peygamber olduğu gerçeği bir defa daha SURESİ OKUNUŞUSad Suresi Türkçe Okunuşu vel kur'ani ziz keferu fı ızzetiv ve ehlekna min kablihim min karnin fe nadev ve late hıyne cabu en caehüm münzirun minhüm ve kalel kafirune haza sahırun cealel alihete ilahev vahıda inne haza le şey'üy melaü minhüm enimşu vasbiru ala alihetiküm inne haza le şey'üy semı'na bihaza fil milletil ahırah in haza ünzile aliyhiz zikru mim beynina bel hüm fı şekkim min zikrı bel lemma yezuku ındehüm hazinü rahmeti rabbikel azızil lehüm mülküs semavati vel erdı ve ma beynehüma feyerteku fil ma hünalike menzumüm minel kablehüm kavmü nuhıv ve adüv ve fir'avnü zül semudü ve kavmü lutıv ve ashabül eykeh ülaikel küllün illa kezzeber rusüle fe hakka ma yenzuru haülai illa sayhatev vahıdetem ma leha min kalu rabbena accil lena kıttana kable yevmil ala ma yekulune veskür abdena davude zel eyd innehu sehharnel cibale meahu yüsebbıhne bil aşiyyi vel mahşurah küllül lehu şededna mülehu ve ateynahül hıkmete ve faslel hel etake nebeül hasm iz tesevverul dehalu ala davude fe fezia minhüm kalu la tehaf hasmani beğa ba'duna ala ba'dın fahküm beynena bil hakkı ve la tüştıt vehdina ila sevais haza ehıy lehu tis'uv ve tis'une na'cetev ve liye na'cetüv vahıdetün fe kale ekfilnıha ve azzenı fil le kad zalemeke bi süali na'cetike ila niacih ve inne kesıram minel huletai le yebğıy ba'duhüm ala ba'dın ilellezıne amenu ve amilüs salihati ve kalılüm ma hüm ve zanne davudü ennema fetennahü festağfera rabbehü ve harra rakiav ve ğaferna lehu zalik ve inne lehu ındena le zülfa ve husne davudü inna cealnake hhalıfeten fil erdı fahküm beynen nasi bil hakkı ve la tettebiıl heva fe yüdılleke an sebılillah innellezıne yedıllune an sebılillahi lehüm azabün şedıdüm bima nesu yevmel hısab 24. Ayet secde ayetidir. ma halaknes semae vel erda ve ma beynehüma batıla zalike zannüllezıne keferu fe veylül lillezine keferu minen nec'alüllezıne amenu ve amilus salihati kel müfsidıne fil erdı em nec'alül müttekıyne kel enzelnahü ileyke mübarakül li yeddebberu ayatihı ve li yetezekkera ülül vehebna li davude süleyman nı'mel abdinnehu urida aleyhi bil aşiyyis safinatül kale innı ahbebtü hubbel hayri an zikri rabbı hatta tevarat bil aleyy fe tafika mesham bis sukı vel a' le kad fetenna süleymane ve elkayna ala kürsiyyihı ceseden sümme rabbığfir lı veheb li mülkel la yembeğıy li ehadim mim ba'di inneke entel sehharna lehür rıha tecrı bi emrihı ruhaen haysü şeyatıyne küllü bennaiv ve aharıne mükarranıne fil ataüna femnün ev emsik bi ğayri inne lehu ındena le zülfa ve husne abdena eyyub iz nada rabbehu ennı messeniyeş şeytanü bi nusbiv ve bi riclik haza muğteselüm baridüv ve vehebna lehu ehlehu ve mislehüm meahüm rahmetem minna ve zikra li ülil huz biyedike dığsen fadrib bihu ve la tahnes inna vecednahü sabira nı' mel abd innehu ıbadena ibrahıme ve ishaka ve ya'kube ülil eydı ve ahlasnahüm bi halisatin zikrad innehüm ındena le minel müstefeynel ismaıyle vel yesea ve zel kifl ve küllüm minel zikr ve inne lil müttekıyne le husne adnim müfettehatel lehümül fıha yed'une fıha bi fakihetin kesırativ ve ındehüm kasıratüt türfi ma tuadune li yevmil haza le rizkuna ma lehu min ve inne lit tağıyne le şerra yaslevneha fe bi'sel fel yezukuhu hamımüv ve aharu min şeklihı fevcüm muktehımüm meaküm la merhabem bihim innehüm salün bel entüm la merhabem biküm entüm kaddemtümuhü lena fe bi'sel rabbena men kaddeme lena haza fezidhü azaben dı'fen fin kalu ma lena la nera ricalen künna neuddühüm minel sıhriyyen em zağat anhümül zalike le hakkun tehasumü ehlin innema ene münziruv ve ma min ilahin illellahül vahıdül semavati vel erdı ve ma beynehümel azızül hüve nebün anhü mu' kane liye min ılmin bil meleil a'la iz yuha ileyye illa ennema ene nezırum kale rabbüke lil melaiketi innı halikum beşeram min iza sevveytühu ve nefahtü fıhi mir ruhıy fekau lehu secedel melaiketü küllühüm iblıs istekbera ve kane minel ya iblısü ma meneake en tescüde li ma halaktü bi yedeyy estekberte em künte minel ene hayrum minh halaktenı min nariv ve halaktehu min fahruc minha fe inneke inne aleyke la'netı ila yevmid rabbi fe enzırni ila yevmi yüb' fe inneke minel yevmil vaktil ma' fe bi ızzetike le uğviyennehüm ıbadeke minhümül fel hakku vel hakka emleenne cehenneme minke ve mimmen tebiake minhüm ma es'elüküm aleyhi min ecriv ve ma enen minel hüve illa zikrul lil le ta'lemünne nebeehu ba'de hıyn SAD SURESİ DİNLEMEK İÇİN TIKLAYINIZ Kuran Dini Gündem Güncel Haberler SAD SURESİ vel kur'ani ziz keferu fı ızzetiv ve ehlekna min kablihim min karnin fe nadev ve late hıyne cabu en caehüm münzirun minhüm ve kalel kafirune haza sahırun cealel alihete ilahev vahıda inne haza le şey'üy melaü minhüm enimşu vasbiru ala alihetiküm inne haza le şey'üy semı'na bihaza fil milletil ahırah in haza ünzile aliyhiz zikru mim beynina bel hüm fı şekkim min zikrı bel lemma yezuku ındehüm hazinü rahmeti rabbikel azızil lehüm mülküs semavati vel erdı ve ma beynehüma feyerteku fil ma hünalike menzumüm minel kablehüm kavmü nuhıv ve adüv ve fir'avnü zül semudü ve kavmü lutıv ve ashabül eykeh ülaikel küllün illa kezzeber rusüle fe hakka ma yenzuru haülai illa sayhatev vahıdetem ma leha min kalu rabbena accil lena kıttana kable yevmil ala ma yekulune veskür abdena davude zel eyd innehu sehharnel cibale meahu yüsebbıhne bil aşiyyi vel mahşurah küllül lehu şededna mülehu ve ateynahül hıkmete ve faslel hel etake nebeül hasm iz tesevverul dehalu ala davude fe fezia minhüm kalu la tehaf hasmani beğa ba'duna ala ba'dın fahküm beynena bil hakkı ve la tüştıt vehdina ila sevais haza ehıy lehu tis'uv ve tis'une na'cetev ve liye na'cetüv vahıdetün fe kale ekfilnıha ve azzenı fil le kad zalemeke bi süali na'cetike ila niacih ve inne kesıram minel huletai le yebğıy ba'duhüm ala ba'dın ilellezıne amenu ve amilüs salihati ve kalılüm ma hüm ve zanne davudü ennema fetennahü festağfera rabbehü ve harra rakiav ve ğaferna lehu zalik ve inne lehu ındena le zülfa ve husne davudü inna cealnake hhalıfeten fil erdı fahküm beynen nasi bil hakkı ve la tettebiıl heva fe yüdılleke an sebılillah innellezıne yedıllune an sebılillahi lehüm azabün şedıdüm bima nesu yevmel hısab 24. Ayet secde ayetidir. ma halaknes semae vel erda ve ma beynehüma batıla zalike zannüllezıne keferu fe veylül lillezine keferu minen nec'alüllezıne amenu ve amilus salihati kel müfsidıne fil erdı em nec'alül müttekıyne kel enzelnahü ileyke mübarakül li yeddebberu ayatihı ve li yetezekkera ülül vehebna li davude süleyman nı'mel abdinnehu urida aleyhi bil aşiyyis safinatül kale innı ahbebtü hubbel hayri an zikri rabbı hatta tevarat bil aleyy fe tafika mesham bis sukı vel a' le kad fetenna süleymane ve elkayna ala kürsiyyihı ceseden sümme rabbığfir lı veheb li mülkel la yembeğıy li ehadim mim ba'di inneke entel sehharna lehür rıha tecrı bi emrihı ruhaen haysü şeyatıyne küllü bennaiv ve aharıne mükarranıne fil ataüna femnün ev emsik bi ğayri inne lehu ındena le zülfa ve husne abdena eyyub iz nada rabbehu ennı messeniyeş şeytanü bi nusbiv ve bi riclik haza muğteselüm baridüv ve vehebna lehu ehlehu ve mislehüm meahüm rahmetem minna ve zikra li ülil huz biyedike dığsen fadrib bihu ve la tahnes inna vecednahü sabira nı' mel abd innehu ıbadena ibrahıme ve ishaka ve ya'kube ülil eydı ve ahlasnahüm bi halisatin zikrad innehüm ındena le minel müstefeynel ismaıyle vel yesea ve zel kifl ve küllüm minel zikr ve inne lil müttekıyne le husne adnim müfettehatel lehümül fıha yed'une fıha bi fakihetin kesırativ ve ındehüm kasıratüt türfi ma tuadune li yevmil haza le rizkuna ma lehu min ve inne lit tağıyne le şerra yaslevneha fe bi'sel fel yezukuhu hamımüv ve aharu min şeklihı fevcüm muktehımüm meaküm la merhabem bihim innehüm salün bel entüm la merhabem biküm entüm kaddemtümuhü lena fe bi'sel rabbena men kaddeme lena haza fezidhü azaben dı'fen fin kalu ma lena la nera ricalen künna neuddühüm minel sıhriyyen em zağat anhümül zalike le hakkun tehasumü ehlin innema ene münziruv ve ma min ilahin illellahül vahıdül semavati vel erdı ve ma beynehümel azızül hüve nebün anhü mu' kane liye min ılmin bil meleil a'la iz yuha ileyye illa ennema ene nezırum kale rabbüke lil melaiketi innı halikum beşeram min iza sevveytühu ve nefahtü fıhi mir ruhıy fekau lehu secedel melaiketü küllühüm iblıs istekbera ve kane minel ya iblısü ma meneake en tescüde li ma halaktü bi yedeyy estekberte em künte minel ene hayrum minh halaktenı min nariv ve halaktehu min fahruc minha fe inneke inne aleyke la'netı ila yevmid rabbi fe enzırni ila yevmi yüb' fe inneke minel yevmil vaktil ma' fe bi ızzetike le uğviyennehüm ıbadeke minhümül fel hakku vel hakka emleenne cehenneme minke ve mimmen tebiake minhüm ma es'elüküm aleyhi min ecriv ve ma enen minel hüve illa zikrul lil le ta'lemünne nebeehu ba'de hıynSAD SURESİ O şanlı, şerefli Kur'an'a andolsun ki o, Allah sözüdür. inkar edenler bir büyüklenme ve ayrılık onlardan önce nice nesilleri helak ettik. Onlar da feryat ettiler, ama artık kurtuluş zamanı kendilerine içlerinden bir uyarıcının gelmesine şaştılar ve şöyle dediler "Bu yalancı bir sihirbazdır."5."İlahları bir tek ilah mı yaptı? Gerçekten bu çok tuhaf bir şey!"6, 7, ileri gelenler, "Gidin, ilahlarınıza tapmaya devam edin. İşte bu istenen şeydir. Biz bunu son dinde en son dinî inanışlarda duymadık. Bu ancak bir uydurmadır. O zikir Kur'an içimizden ona mı indirildi?" diyerek kalkıp gittiler. Hayır, onlar benim Zikrimden Kur'an'-dan şüphe içindedirler. Hayır, henüz azabımı mutlak güç sahibi ve çok bağışlayan Rabbinin rahmet hazineleri onların yanında mıdır? göklerin, yerin ve ikisi arasındakilerin hükümranlığı onların mıdır? Öyle ise sebeplere yapışarak yükselsinler bakalım! çeşitli gruplardan oluşmuş ve şuracıkta bozguna uğrayacak derme çatma bir önce de Nûh kavmi, Âd kavmi, kazıklar sahibi2 Firavun, Semûd kavmi, Lût kavmi ve Eyke halkı da Peygamberleri yalanlamışlardı. İşte onlar da böyle grupların her biri peygamberleri yalanladı da onları cezalandırmam hak da müşrikler de ancak vakti gelince asla geri kalmayacak korkunç bir ses alay ederek şöyle dediler "Ey Rabbimiz! Hesap gününden önce payımızı hemen ver!" Muhammed! Onların söylediklerine karşı sabret. Güçlü kulumuz Dâvûd'u hatırla. O, Allah'a çok yönelen bir kimse birlikte tesbih etsinler diye biz, dağları ve toplanıp gelen kuşları Dâvûd'un emrine verdik. Onların her biri Allah'a Davud'un mülkünü güçlendirdik, ona hikmet ve hakla batılı ayıran söz hüküm verme yeteneği davacıların haberi geldi mi? Hani onlar duvarı aşarak mabede Dâvûd'un yanına girmişlerdi de Dâvûd onlardan korkmuştu. Onlar, "Korkma! Biz, iki davacı grubuz. Birimiz diğerine haksızlık etmiştir. Aramızda adaletle hükmet. Zulmetme ve bizi hak yola ilet" biri şöyle dedi "Bu benim kardeşimdir. Onun doksan dokuz koyunu var. Benim ise bir tek koyunum var. Böyle iken "Onu da bana ver" dedi ve tartışmada beni bastırdı." dedi ki "Andolsun, senin koyununu kendi koyunlarına katmak istemek suretiyle sana zulmetmiştir. Esasen ortakların pek çoğu birbirine haksızlık eder. Ancak iman edip salih ameller işleyenler başka. Onlar da pek azdır." Dâvûd bizim kendisini imtihan ettiğimizi anladı. Derken Rabbinden bağışlama diledi, eğilerek secdeye kapandı ve Allah'a de bunu ona bağışladık. Şüphesiz katımızda onun için bir yakınlık ve dönüp geleceği güzel bir yer dedik ki "Ey Dâvûd! Gerçekten biz seni yeryüzünde halife yaptık. İnsanlar arasında hak ile hüküm ver. Nefis arzusuna uyma, yoksa seni Allah'ın yolundan saptırır. Allah'ın yolundan sapanlar için hesap gününü unutmaları sebebiyle şiddetli bir azap vardır." göğü, yeri ve ikisi arasındakileri boş yere yaratmadık. Bu yaratılanların boş yere yaratıldığı iddiası inkar edenlerin zannıdır. Cehennem ateşinden dolayı vay inkar edenlerin haline! biz iman edip salih ameller işleyenleri, yeryüzünde fesat çıkaranlar gibi mi tutacağız? Yoksa Allah'a karşı gelmekten sakınanları yoldan çıkan arsızlar gibi mi tutacağız? Kur'an, âyetlerini düşünsünler ve akıl sahipleri öğüt alsınlar diye sana indirdiğimiz mübarek bir Süleyman'ı bağışladık. O ne güzel kuldu! Şüphesiz o, Allah'a çok yönelen bir kimse ona akşamüstü bir ayağını tırnağı üstüne dikip üç ayağının üzerinde duran çalımlı ve soylu atlar "Gerçekten ben malı, Rabbimi anmamı sağladığından dolayı çok severim" dedi. Nihayet gözden kaybolup gittikleri zaman, "Onları bana geri getirin" dedi. Atlar gelince de bacaklarını ve boyunlarını okşamaya biz Süleyman'ı imtihan ettik. Tahtının üstüne bir ceset bıraktık. Sonra tövbe edip bize "Ey Rabbim! Beni bağışla. Bana, benden sonra kimseye layık olmayacak bir mülk hükümranlık bahşet! Şüphesiz sen çok bahşedicisin!" de rüzgarı onun buyruğuna verdik. Rüzgar onun emriyle dilediği yere hafif hafif ustası olan ve dalgıçlık yapan her bir şeytanı, bukağılara bağlı olarak diğerlerini de, onun emrine bu bizim ihsanımızdır. Artık sen de istediğine hesapsızca ver yahut verme" katımızda onun için bir yakınlık ve dönüp geleceği güzel bir yer Muhammed! Kulumuz Eyyub'u da an. Hani o, Rabbine, "Şeytan bana bir yorgunluk ve azap dokundurdu" diye de ona, "Ayağını yere vur! İşte yıkanacak ve içecek soğuk bir su" ona tarafımızdan bir rahmet ve akıl sahiplerine bir öğüt olmak üzere ailesini ve onlarla birlikte bir o kadarını dedik "Eline bir demet sap al ve onunla vur, yeminini bozma." Gerçekten biz Eyyûb'u sabreden bir kimse olarak bulduk. O ne güzel bir kuldu! O, Allah'a çok yönelen bir kimse Muhammed! Güçlü ve basiretli kullarımız İbrahim'i, İshak'ı ve Yakub'u da biz onları, ahiret yurdunu düşünme özelliği ile temizleyip ihlâslı kimseler onlar, bizim katımızda hayırlı, seçkin kimselerdendir48.Ey Muhammed! İsmail, el-Yesa' ve Zülkifl'i de an. Onların her biri iyi bir öğüttür. Allah'a karşı gelmekten sakınanlar için elbette güzel bir dönüş yeri, kapıları kendilerine açılmış olarak Adn cennetleri orada koltuklara yaslanmış olarak pek çok meyveler ve içecekler gözlerini kendilerinden ayırmayan yaşıt eşler bunlar, hesap günü için size vaad bu bizim verdiğimiz rızıktır. Ona asla tükenme böyle! Şüphesiz azgınlar için elbette kötü bir dönüş yeri, cehennem vardır. Onlar oraya girerler. Orası ne kötü bir yataktır! azap, onu tatsınlar Bir kaynar su ve bir azaba benzer çeşit çeşit başka azaplar da aralarında şöyle derler "İşte sizinle beraber cehenneme tıkılacak bir grup. Onlara rahat ve huzur olmasın! Şüphesiz onlar cehenneme gireceklerdir." grup da, "Hayır, size rahat ve huzur olmasın. Bu cehennemi bizim önümüze siz sürdünüz. Orası ne kötü durak yeridir!" derler "Ey Rabbimiz! Bunu bizim önümüze kim sürdüyse cehennemde onun azabını bir kat daha artır." şöyle derler "Dünyada kendilerini kötü saydığımız adamları acaba neden göremiyoruz?"63."Cehennemlik değillerdi de biz onları alaya mı almış olduk, yoksa buradalar da gözlerimizden mi kaçtılar?" bu, cehennemliklerin birbirleriyle çekişmesi kesin bir Muhammed! De ki "Ben ancak bir uyarıcıyım. Her şey üzerinde mutlak otorite sahibi olan bir Allah'tan başka hiçbir ilah yoktur."66."O, göklerin, yerin ve ikisi arasındakilerin Rabbidir. Mutlak güç sahibidir, çok bağışlayandır." ki, "Bu Kur'an, büyük bir haberdir."68."Siz ise ondan yüz çeviriyorsunuz."69."Aralarında tartıştıkları sırada, yüce topluluğa ileri gelen melekler topluluğuna dair benim hiçbir bilgim yoktu."70."Bana ancak, benim sadece bir uyarıcı olduğum vahyediliyor." Rabbin meleklere şöyle demişti "Muhakkak ben çamurdan bir insan yaratacağım."72."Onu şekillendirip içine ruhumdan üflediğim zaman onun için saygı ile eğilin." bütün melekler topluca saygı ile İblis eğilmedi. O büyüklük tasladı ve kafirlerden "Ey İblis! "Ellerimle yarattığıma saygı ile eğilmekten seni ne alıkoydu? Büyüklük mü tasladın, yoksa üstünlerden mi oldun?" "Ben ondan daha hayırlıyım. Beni ateşten yarattın, onu ise çamurdan yarattın" şöyle dedi "Öyle ise çık oradan cennetten, çünkü sen kovuldun."78."Şüphesiz benim lanetim hesap ve ceza gününe kadar senin üzerinedir." "Ey Rabbim! Öyle ise bana insanların diriltilecekleri güne kadar mühlet ver" dedi80, şöyle dedi "Sen o bilinen vakte kıyamet gününe kadar mühlet verilenlerdensin."82, "Senin şerefine andolsun ki, içlerinden ihlâslı kulların hariç, elbette onların hepsini azdıracağım" şöyle dedi "İşte bu gerçektir. Ben de gerçeği söylüyorum"85."Andolsun, cehennemi seninle ve onlardan sana uyanların hepsiyle dolduracağım."86.Ey Muhammed! De ki "Bundan tebliğ görevinden dolayı sizden hiçbir ücret istemiyorum. Ben kendiliğinden yükümlülük altına girenlerden değilim."87."Bu Kur'an âlemler için ancak bir öğüttür."88."Onun haberlerinin doğruluğunu bir süre sonra mutlaka öğreneceksiniz." 38-SÂD SÛRESİ ص Aynı anda dinleyip takip edebilirsinizTIKLA سْمِ اللَّهِ الرَّحْمَٰنِ الرَّحِيمِ BismillahirRahmânirRahiym هَٰذَا ذِكْرٌ ۚ وَإِنَّ لِلْمُتَّقِينَ لَحُسْنَ مَآبٍ 49- Hazâ zikr* ve inne lil müttekıyne le hüsne meab; 49- Bu hatırlatmadır! Muhakkak ki korunmuş olanlar için dönüş yerinin güzeli vardır. جَنَّاتِ عَدْنٍ مُفَتَّحَةً لَهُمُ الْأَبْوَابُ ﴿٥٠﴾ 50- Cennati Adnin müfettehaten lehümül ebvab; 50- Kapıları kendilerine açılmış hâlde Adn cennetleridir. مُتَّكِئِينَ فِيهَا يَدْعُونَ فِيهَا بِفَاكِهَةٍ كَثِيرَةٍ وَشَرَابٍ ﴿٥١﴾ 51- Müttekiiyne fiyha yed`une fiyha Bi fakihetin kesiyretin ve şerab; 51- Zevkle kurularak, o hâl içinde birçok meyve ve keyiflendirecek içki isterler. ۞ وَعِنْدَهُمْ قَاصِرَاتُ الطَّرْفِ أَتْرَابٌ ﴿٥٢﴾ 52- Ve `ındehüm kasıratüt tarfi etrab; 52- Onların Esmâ kuvveleriyle kendini – Rabbini tanımış şuurların indlerinde gözlerini kendilerinden açığa çıkacaklara çevirmiş aynı yaşıtlar bedenler vardır. Esmâ hakikatiyle kendini tanımış {Rabbine yakîn elde etmiş} bilinçlerin açığa çıkaracağı mânâları uygulamaya hazır bekleyen yaşıtları {açılım kapasitelerine uygun özellikte} olan cennet bedenleri. هَٰذَا مَا تُوعَدُونَ لِيَوْمِ الْحِسَابِ ﴿٥٣﴾ 53- Hazâ ma tu`adune li yevmil hısab; 53- İşte budur, yaptıklarınızın sonucunu yaşama süreci için size vadolunan! إِنَّ هَٰذَا لَرِزْقُنَا مَا لَهُ مِنْ نَفَادٍ ﴿٥٤﴾ 54- İnne hazâ le rizkuna malehu min nefad; 54- Muhakkak ki işte bu bizim yaşam gıdamızdır… Hiç tükenmeyen! هَٰذَا ۚ وَإِنَّ لِلطَّاغِينَ لَشَرَّ مَآبٍ ﴿٥٥﴾ 55- Hazâ* ve inne littağıyne le şerre meab; 55- İşte bu! Muhakkak ki, taşkınlık yapanlar için de dönüş yerinin şerrlisi vardır. جَهَنَّمَ يَصْلَوْنَهَا فَبِئْسَ الْمِهَادُ ﴿٥٦﴾ 56- Cehennem* yaslevneha* fe bi`sel mihad; 56- Cehennemdir ki ona yaslanırlar! Ne kötü bir yaşam ortamıdır o! هَٰذَا فَلْيَذُوقُوهُ حَمِيمٌ وَغَسَّاقٌ ﴿٥٧﴾ 57- Hazâ fel yezûkuhu hamiymun ve ğassâk; 57- İşte bu! Tatsınlar onu! Kaynar su yakıcı benlik fikirleri ve irindir bedensellik kabulünün getirişi fiillerin yaşatacağı olaylar! وَآخَرُ مِنْ شَكْلِهِ أَزْوَاجٌ ﴿٥٨﴾ 58- Ve aharu min şeklihi ezvac; 58- Aynı şekilde diğerleri, eşleriyle hem bilinç – benlik hem de uygun beden! هَٰذَا فَوْجٌ مُقْتَحِمٌ مَعَكُمْ ۖ لَا مَرْحَبًا بِهِمْ ۚ إِنَّهُمْ صَالُو النَّارِ ﴿٥٩﴾ 59- Hazâ fevcün muktehımun meaküm* lâ merhaben Bihim* innehüm salün nar; 59- İşte bu sizinle beraber cehenneme katlanan bir grup… Suça yönlendirenleri der ki “Onlara `Merhaba = rahat olma temennisi` geçersizdir… Muhakkak ki onlar yanmaya maruz kalanlardır.” قَالُوا بَلْ أَنْتُمْ لَا مَرْحَبًا بِكُمْ ۖ أَنْتُمْ قَدَّمْتُمُوهُ لَنَا ۖ فَبِئْسَ الْقَرَارُ ﴿٦٠﴾ 60- Kalu bel entüm lâ merhaben Biküm* entüm kaddemtümuhu lena* fe bi`sel karar; 60- O önderlere uyanlar ise “Hayır, asıl size `Merhaba = rahat olmak` yoktur… Onu cehennemi bize siz önerdiniz! Ne kötü bir karargâhtır bu!” dediler. قَالُوا رَبَّنَا مَنْ قَدَّمَ لَنَا هَٰذَا فَزِدْهُ عَذَابًا ضِعْفًا فِي النَّارِ ﴿٦١﴾ 61- Kalu Rabbena men kaddeme lena hazâ fezidhü azâben dı`fen fiyn nar; 61- Dediler ki “Rabbimiz! Bunu bize kim önermişse, onun yanma azabını bir kat daha arttır.” وَقَالُوا مَا لَنَا لَا نَرَىٰ رِجَالًا كُنَّا نَعُدُّهُمْ مِنَ الْأَشْرَارِ ﴿٦٢﴾ 62- Ve kalu ma lena lâ nera ricalen künna ne`uddühüm minel eşrar; 62- Dediler ki “Biz niye, kendilerini şerrliler kabul ettiğimiz ricali burada görmüyoruz?” أَتَّخَذْنَاهُمْ سِخْرِيًّا أَمْ زَاغَتْ عَنْهُمُ الْأَبْصَارُ ﴿٦٣﴾ 63- Ettehaznahüm sıhriyyen em zâğat anhümül ebsar; 63- “Biz onları alaya alırdık… Yoksa gözlerimiz onları göremiyor mu ortalarda?” إِنَّ ذَٰلِكَ لَحَقٌّ تَخَاصُمُ أَهْلِ النَّارِ ﴿٦٤﴾ 64- İnne zâlike le hakkun tehasumü ehlin nar; 64- Muhakkak ki o gerçekleşecektir… Yanacakların karşılıklı tartışması! قُلْ إِنَّمَا أَنَا مُنْذِرٌ ۖ وَمَا مِنْ إِلَٰهٍ إِلَّا اللَّهُ الْوَاحِدُ الْقَهَّارُ ﴿٦٥﴾ 65- Kul innema ene münzir* ve ma min ilâhin illAllâhul Vâhid`ül Kahhâr; 65- De ki “Kesinlikle ben bir uyarıcıyım! Tanrı yoktur tanrılık kavramı geçersizdir; sadece Vâhid, Kahhâr Allâh…” رَبُّ السَّمَاوَاتِ وَالْأَرْضِ وَمَا بَيْنَهُمَا الْعَزِيزُ الْغَفَّارُ ﴿٦٦﴾ 66- Rabbüs Semavati vel Ardı ve ma beynehümel `Aziyzul Gaffar; 66- “Semâların, arzın ve ikisi arasında olanların Aziyz gücüne – hükmüne karşı konulmaz, Gaffar olan Rabbidir.” قُلْ هُوَ نَبَأٌ عَظِيمٌ ﴿٦٧﴾ 67- Kul HUve nebeün `azıym; 67- De ki “HÛ gerçeği, Aziym bir haberdir!” Bu haberin mânâsını ve değerini kavrayabilseniz! أَنْتُمْ عَنْهُ مُعْرِضُونَ ﴿٦٨﴾ 68- Entüm `anhü mu`ridun; 68- “Siz ise ondan o büyük haberin bildirdiği fevkalâde önemli hakikatin size kazandıracağından yüz çeviriyorsunuz!” مَا كَانَ لِيَ مِنْ عِلْمٍ بِالْمَلَإِ الْأَعْلَىٰ إِذْ يَخْتَصِمُونَ ﴿٦٩﴾ 69- Ma kâne liye min `ılmin Bil Meleil A`la iz yahtesımun; 69- “Mele-i Âlâ`daki tartışma hakkında ilme sahip değilim.” إِنْ يُوحَىٰ إِلَيَّ إِلَّا أَنَّمَا أَنَا نَذِيرٌ مُبِينٌ ﴿٧٠﴾ 70- İn yuha ileyye illâ ennema ene neziyrun mubiyn; 70- “Bana vahyolan yalnızca apaçık bir uyarıcı olduğum!” إِذْ قَالَ رَبُّكَ لِلْمَلَائِكَةِ إِنِّي خَالِقٌ بَشَرًا مِنْ طِينٍ ﴿٧١﴾ 71- İz kale Rabbüke lil Melaiketi inniy halikun beşeran min tıyn; 71- Hani Rabbin Meleklere “Kesinlikle ben balçıktan su + mineral bir beşer yaratacağım” demişti. فَإِذَا سَوَّيْتُهُ وَنَفَخْتُ فِيهِ مِنْ رُوحِي فَقَعُوا لَهُ سَاجِدِينَ ﴿٧٢﴾ 72- Feizâ sevveytühu ve nefahtü fiyhi min ruhıy feka`u lehu sacidiyn; 72- “Onu tesviye edip beynini oluşturup, o yapının içinden Ruhum`dan Esmâ mânâlarımdan nefhettiğimde açığa çıkardığımda {nefh yani üflemek, içten dışa şeklinde olur daima. Ona secdeye kapanın hükümranlığını – tasarrufunu kabul edin!” فَسَجَدَ الْمَلَائِكَةُ كُلُّهُمْ أَجْمَعُونَ ﴿٧٣﴾ 73- Fesecedel Melaiketü küllühüm ecme`un; 73- O Meleklerin hepsi, toptan secde ettiler. إِلَّا إِبْلِيسَ اسْتَكْبَرَ وَكَانَ مِنَ الْكَافِرِينَ ﴿٧٤﴾ 74- İlla ibliys* istekbere ve kâne minel kâfiriyn; 74- İblis müstesna; bilincine dayanarak benlik tasladı ve hakikat bilgisini inkâr edenlerden karşısındakinin hakikatini göremeyenlerden oldu. قَالَ يَا إِبْلِيسُ مَا مَنَعَكَ أَنْ تَسْجُدَ لِمَا خَلَقْتُ بِيَدَيَّ ۖ أَسْتَكْبَرْتَ أَمْ كُنْتَ مِنَ الْعَالِينَ ﴿٧٥﴾ 75- Kale ya ibliysü ma meneake en tescüde lima halaktü Bi yedeyye, estekberte em künte minel âliyn; 75- Buyurdu “Ey İblis ikileme düşen! İki Elim ilim ve kudret ile yarattığıma secde etmene ne mâni oldu? Benliğin mi engel oldu, yoksa Alûn`dan Âdem`e secdesi söz konusu olmayan yüce kuvvelerden {meleklerden} mi olduğunu sandın?” قَالَ أَنَا خَيْرٌ مِنْهُ ۖ خَلَقْتَنِي مِنْ نَارٍ وَخَلَقْتَهُ مِنْ طِينٍ ﴿٧٦﴾ 76- Kale ene hayrun minh* halakteniy min narin ve halaktehu min tıyn; 76- İblis dedi ki “Ben daha hayırlıyım ondan; beni ateşten radyasyon – yakan dalgalar {aynı nâr = ateş kelimesi cehennemde yakan olarak da kullanılmakta. halk ettin, onu tıynden hücresel bedenli – maddeden halk ettin” dedi. قَالَ فَاخْرُجْ مِنْهَا فَإِنَّكَ رَجِيمٌ ﴿٧٧﴾ 77- Kale fahruc minha feinneke raciym; 77- Allâh buyurdu “Çık oradan; çünkü sen racîmsin hakikatinden uzak düşmüşsün!” وَإِنَّ عَلَيْكَ لَعْنَتِي إِلَىٰ يَوْمِ الدِّينِ ﴿٧٨﴾ 78- Ve inne aleyke la`netİY ila yevmid diyn; 78- “Muhakkak ki, hüküm sürecine kadar lânetim benden uzaklık senin üstündedir!” قَالَ رَبِّ فَأَنْظِرْنِي إِلَىٰ يَوْمِ يُبْعَثُونَ ﴿٧٩﴾ 79- Kale Rabbi feenzırniy ila yevmi yüb`asûn; 79- İblis dedi ki “Rabbim! İnsanların ölümle bâ`s olacakları zamana kadar bana mühlet ver kuvvelerimi kullanabileyim onlara karşı.” قَالَ فَإِنَّكَ مِنَ الْمُنْظَرِينَ ﴿٨٠﴾ 80- Kale feinneke minel munzariyn; 80- Allâh buyurdu “Muhakkak ki sen süre tanınanlardansın!” إِلَىٰ يَوْمِ الْوَقْتِ الْمَعْلُومِ ﴿٨١﴾ 81- İla yevmil vaktil ma`lum; 81- “Bilinen sürece kadar!” قَالَ فَبِعِزَّتِكَ لَأُغْوِيَنَّهُمْ أَجْمَعِينَ ﴿٨٢﴾ 82- Kale feBi ızzetiKE le uğviyennehüm ecme`ıyn; 82- İblis dedi ki “İzzetine karşı konulmaz gücüne yemin ederim ki, onların hepsini şaşırtıp kendilerini beden kabul ettirerek, bedenin zevkleri peşinde koşturarak; hakikatlerini oluşturan ruhun konusundan saptıracağım.” إِلَّا عِبَادَكَ مِنْهُمُ الْمُخْلَصِينَ ﴿٨٣﴾ 83- İlla `ıbadeKE minhümül muhlesıyn; 83- “Ancak onlardan ihlâsa erdirilmiş hakikatlerini yaşattığın kulların müstesna.” قَالَ فَالْحَقُّ وَالْحَقَّ أَقُولُ ﴿٨٤﴾ 84- Kale fel Hakku, vel Hakka ekul; 84- Allâh buyurdu “Hakk`ı söyledin ihlâslı kullarım konusunda; ben de gerçeği bildireyim” لَأَمْلَأَنَّ جَهَنَّمَ مِنْكَ وَمِمَّنْ تَبِعَكَ مِنْهُمْ أَجْمَعِينَ ﴿٨٥﴾ 85- Leemle enne cehenneme minke ve mimmen tebiake minhüm ecme`ıyn; 85- “Andolsun ki cehennemi senden olanlarla ve onlardan sana tâbi olanlarla toptan dolduracağım.” قُلْ مَا أَسْأَلُكُمْ عَلَيْهِ مِنْ أَجْرٍ وَمَا أَنَا مِنَ الْمُتَكَلِّفِينَ ﴿٨٦﴾ 86- Kul ma es`elüküm aleyhi min ecrin ve ma ene minel mütekellifiyn; 86- De ki “Bildirdiklerim için sizden karşılık istemiyorum ve ben size asılsız iddialarla da gelmedim.” إِنْ هُوَ إِلَّا ذِكْرٌ لِلْعَالَمِينَ ﴿٨٧﴾ 87- İn huve illâ zikrun lil alemiyn; 87- “O, âlemler insanlar için bir hatırlatmadan başka değildir.” وَلَتَعْلَمُنَّ نَبَأَهُ بَعْدَ حِينٍ ﴿٨٨﴾ 88- Ve leta`lemunne nebeehu ba`de hıyn; 88- “Onun ne olduğunu bir süre sonra ölüm anında elbette anlayacaksınız!” 39- ZÜMER SÛRESİ الزمر Aynı anda dinleyip takip edebilirsinizTIKLA سْمِ اللَّهِ الرَّحْمَٰنِ الرَّحِيمِ BismillahirRahmânirRahiym تَنْزِيلُ الْكِتَابِ مِنَ اللَّهِ الْعَزِيزِ الْحَكِيمِ ﴿١﴾ 1- Tenziylül Kitabi minAllâhil `Aziyzil Hakiym; 1- Bu BİLGİ, Aziyz Hakiym Allâh`tan boyutsal olarak şuuruna indirilmiştir! إِنَّا أَنْزَلْنَا إِلَيْكَ الْكِتَابَ بِالْحَقِّ فَاعْبُدِ اللَّهَ مُخْلِصًا لَهُ الدِّينَ ﴿٢﴾ 2- İnna enzelna ileykel Kitabe Bil Hakkı fa`budillahe muhlisan lehüd diyn; 2- Muhakkak ki biz sana O BİLGİyi Hak olarak hakikatin olan Esmâ boyutundan açığa çıkardık inzâl ettik! O hâlde Din`i, varlıktaki sistem ve düzenin mutlak hâkimi – hükümranı olarak Allâh`a kulluğunun farkındalığıyla yaşa! أَلَا لِلَّهِ الدِّينُ الْخَالِصُ ۚ وَالَّذِينَ اتَّخَذُوا مِنْ دُونِهِ أَوْلِيَاءَ مَا نَعْبُدُهُمْ إِلَّا لِيُقَرِّبُونَا إِلَى اللَّهِ زُلْفَىٰ إِنَّ اللَّهَ يَحْكُمُ بَيْنَهُمْ فِي مَا هُمْ فِيهِ يَخْتَلِفُونَ ۗ إِنَّ اللَّهَ لَا يَهْدِي مَنْ هُوَ كَاذِبٌ كَفَّارٌ ﴿٣﴾ 3- Ela Lillâhid diynül halis* Velleziynettehazû min dûniHİ evliyâ`* ma na`budühüm illâ liyükarribûna ilAllâhi zülfâ* innAllâhe yahkümü beynehüm fiyma hüm fiyhi yahtelifun* innAllâhe lâ yehdiy men huve kâzibün keffar; 3- Dikkat edin, hâlis din mutlak sistem ve düzen Allâh Esmâ`sının açığa çıkması içindir! O`nun dûnunda tanrısal kuvveler vehmedilenleri velîler edinenler “Biz onlara, sadece bizi Allâh`a yaklaştırması için tapıyoruz” derler… Muhakkak ki Allâh onlar arasında, tartışıp durdukları konuda hüküm verecektir… Muhakkak ki Allâh, yalancı olup, hakikati inkâr eden kimseye hidâyet etmez. لَوْ أَرَادَ اللَّهُ أَنْ يَتَّخِذَ وَلَدًا لَاصْطَفَىٰ مِمَّا يَخْلُقُ مَا يَشَاءُ ۚ سُبْحَانَهُ ۖ هُوَ اللَّهُ الْوَاحِدُ الْقَهَّارُ ﴿٤﴾ 4- Lev eradAllâhu en yettehıze veleden lastafa mimma yahlüku ma yeşau, subhaneHÛ, HUvAllâhul Vâhid`ül Kahhâr; 4- Eğer Allâh bir çocuk edinme irade etseydi olmasını kesin arzulasaydı, elbette yarattıklarından dilediğini süzüp seçerdi… Subhan`dır O! “HÛ” Allâh Vâhid, Kahhâr`dır! خَلَقَ السَّمَاوَاتِ وَالْأَرْضَ بِالْحَقِّ ۖ يُكَوِّرُ اللَّيْلَ عَلَى النَّهَارِ وَيُكَوِّرُ النَّهَارَ عَلَى اللَّيْلِ ۖ وَسَخَّرَ الشَّمْسَ وَالْقَمَرَ ۖ كُلٌّ يَجْرِي لِأَجَلٍ مُسَمًّى ۗ أَلَا هُوَ الْعَزِيزُ الْغَفَّارُ ﴿٥﴾ 5- Halekas Semavati vel Arda Bil hakk* yükevvirulleyle alennehari ve yükevvirun nehare alelleyli ve sahhareşŞemse vel Kamer* küllün yecriy li ecelin müsemma* ela “HU”vel `Aziyzül Gaffar; 5- Semâları ve arzı onlar yokken Hak olarak Esmâ`sındaki özelliklerle var kıldı! Geceyi gündüze dönüştürür, gündüzü de gecenize dönüştürür… Güneş`i ve Ay`ı işlevsel kılmıştır… Her biri belli bir ömre sahip olarak yoluna devam eder… Dikkat edin, “HÛ”; Aziyz`dir, Ğaffar`dır. خَلَقَكُمْ مِنْ نَفْسٍ وَاحِدَةٍ ثُمَّ جَعَلَ مِنْهَا زَوْجَهَا وَأَنْزَلَ لَكُمْ مِنَ الْأَنْعَامِ ثَمَانِيَةَ أَزْوَاجٍ ۚ يَخْلُقُكُمْ فِي بُطُونِ أُمَّهَاتِكُمْ خَلْقًا مِنْ بَعْدِ خَلْقٍ فِي ظُلُمَاتٍ ثَلَاثٍ ۚ ذَٰلِكُمُ اللَّهُ رَبُّكُمْ لَهُ الْمُلْكُ ۖ لَا إِلَٰهَ إِلَّا هُوَ ۖ فَأَنَّىٰ تُصْرَفُونَ 6- Halekaküm min nefsin vahıdetin sümme ce`ale minha zevceha ve enzele leküm minel en`ami semaniyete ezvac* yahlükuküm fiy butuni ümmehatiküm halkan min ba`di halkın fiy zulümatin selâs* zâlikümullâhu Rabbüküm leHUl Mülk* lâ ilâhe illâ HU* feenna tusrefun; 6- Sizi nefs-i vâhide`den nefs-i küll – kozmik bilinç – evrensel benlik – Hakikati Muhammedi -RUH adlı melek tanımlamalarıyla işaret edilen yarattı! Sonra holografik esas gereğince ondan bilinçten onun eşini bedeni oluşturdu; sizin için en`amdan kontrol edilebilir hayvani duygular sekiz eş açığa çıkardı! Sizi analarınızın karınlarında, üç karanlık içinde, bir yaratıştan sonra diğer bir yaratışa geçirerek yaratıyor… İşte size Rabbiniz Allâh; mülkü onun Esmâ`sının işaret ettiği özelliklerin açığa çıkması için olan! Tanrı yok; sadece “HÛ”! Nasıl hakikati görmezsiniz! إِنْ تَكْفُرُوا فَإِنَّ اللَّهَ غَنِيٌّ عَنْكُمْ ۖ وَلَا يَرْضَىٰ لِعِبَادِهِ الْكُفْرَ ۖ وَإِنْ تَشْكُرُوا يَرْضَهُ لَكُمْ ۗ وَلَا تَزِرُ وَازِرَةٌ وِزْرَ أُخْرَىٰ ۗ ثُمَّ إِلَىٰ رَبِّكُمْ مَرْجِعُكُمْ فَيُنَبِّئُكُمْ بِمَا كُنْتُمْ تَعْمَلُونَ ۚ إِنَّهُ عَلِيمٌ بِذَاتِ الصُّدُورِ ﴿٧﴾ 7- İn tekfüru feinnAllâhe ğaniyyün anküm ve lâ yerda li ıbadiHİl küfr* ve in teşküru yerdahu leküm* ve lâ teziru vaziretun vizre uhra* sümme ila Rabbiküm merci`uküm feyünebbiüküm Bima küntüm ta`melun* inneHU `Aliymun Bizatissudur; 7- Eğer küfür nankörlük ederseniz insanlığınızı – yeryüzünde {bedende} halifeliğinizi {`B`illah işareti doğrultusunda Esmâ kuvveleriyle tasarruf gücünüzü} değerlendirip şükretmezseniz; hakikatinizden perdelenirseniz, muhakkak ki Allâh sizden Ğaniyy`dir! Allâh kulları için küfre nankörlüğe; fıtratlarını zayi etmelerine, kaybolmalarına razı olmaz! Eğer şükrederseniz değerlendirirseniz, sizin için ona razı olur… Hiçbir kimse, bir başkasının vebalini yüklenmez! Sonra dönüşümünüz Rabbinizedir! Sizde yaptıklarınızın sonucunun ne olduğunu açığa çıkaracaktır… Muhakkak ki O, içinizdekilerin bilinç ve şuurunuzun Zâtı hakikati olarak Aliym`dir sakladıklarınızı da, her şeyinizi de tam bilen. ۞ وَإِذَا مَسَّ الْإِنْسَانَ ضُرٌّ دَعَا رَبَّهُ مُنِيبًا إِلَيْهِ ثُمَّ إِذَا خَوَّلَهُ نِعْمَةً مِنْهُ نَسِيَ مَا كَانَ يَدْعُو إِلَيْهِ مِنْ قَبْلُ وَجَعَلَ لِلَّهِ أَنْدَادًا لِيُضِلَّ عَنْ سَبِيلِهِ ۚ قُلْ تَمَتَّعْ بِكُفْرِكَ قَلِيلًا ۖ إِنَّكَ مِنْ أَصْحَابِ النَّارِ ﴿٨﴾ 8- Ve izâ messel İnsane durrun dea Rabbehu müniyben ileyHİ sümme izâ havvelehu nı`meten minhu nesiye ma kâne yed`u ileyHİ min kablü ve ce`ale Lillâhi endaden liyudılle an sebiylih* kul temetta` Bi küfrike kaliyla* inneke min ashabin nar; 8- İnsana rahmet olarak; onu arındırmak – genişletmek için bir durr zarar, hastalık, sıkıntı dokunduğunda, O`na yönlenir; Rabbine dua eder… Sonra ona Rabbi kendinden bir nimet lütfettiğinde, daha önce O`na dua ettiğini unutur ve O`nun yolundan saptırmak için Allâh`a endad denk vehmettiği varlıklar kabullenir… De ki “Küfrünle azıcık yaşa… Muhakkak ki sen ateş ehlindensin!” أَمَّنْ هُوَ قَانِتٌ آنَاءَ اللَّيْلِ سَاجِدًا وَقَائِمًا يَحْذَرُ الْآخِرَةَ وَيَرْجُو رَحْمَةَ رَبِّهِ ۗ قُلْ هَلْ يَسْتَوِي الَّذِينَ يَعْلَمُونَ وَالَّذِينَ لَا يَعْلَمُونَ ۗ إِنَّمَا يَتَذَكَّرُ أُولُو الْأَلْبَابِ ﴿٩﴾ 9- Emmen huve kanitün anaelleyli saciden ve kaimen yahzerul ahırete ve yercu rahmete Rabbih* kul hel yestevilleziyne ya`lemune velleziyne lâ ya`lemun* innema yetezekkeru ulül elbab; 9- Böylesi mi yoksa gecenin bir kısmında kalkıp secdeyi yaşayan ve Kayyum`un varlığıyla kaîm olarak, sonsuz geleceğin gereklerine hazırlanan; Rabbinin hakikatindeki Esmâ kuvvelerinin Rahmetini çeşitli özelliklerini açığa çıkarmayı uman mı? De ki “Hiç bilenler ile bilmeyenler eşit olur mu? Sadece derin düşünebilen akıl sahipleri bunu anlayabilir.” قُلْ يَا عِبَادِ الَّذِينَ آمَنُوا اتَّقُوا رَبَّكُمْ ۚ لِلَّذِينَ أَحْسَنُوا فِي هَٰذِهِ الدُّنْيَا حَسَنَةٌ ۗ وَأَرْضُ اللَّهِ وَاسِعَةٌ ۗ إِنَّمَا يُوَفَّى الصَّابِرُونَ أَجْرَهُمْ بِغَيْرِ حِسَابٍ ﴿١٠﴾ 10- Kul ya ıbadilleziyne amenütteku Rabbeküm* lilleziyne ahsenu fiy hazihiddünya haseneten, ve Ardullahi vasi`atün, innema yüveffessabirune ecrehüm Biğayri hisab; 10- De ki “Ey iman eden kullarım, Rabbinizden yaptığınız her şeyin sonucunu kesinlikle yaşatacağı için korunun! Bu dünyada güzellikler, iyilik yapanlar mümin – kâfir fark etmez içindir… Allâh`ın arzı Beynin Esmâ özelliklerini açığa çıkarma kapasitesi geniştir… Sadece sabredenlerde bunun karşılığı hesapsız açığa çıkarılır.” قُلْ إِنِّي أُمِرْتُ أَنْ أَعْبُدَ اللَّهَ مُخْلِصًا لَهُ الدِّينَ ﴿١١﴾ 11- Kul inniy ümirtü en a`budAllâhe muhlisan lehüd diyn 11- De ki “Kesinlikle hükmolundum ki, sistem ve düzeninde O`ndan başka etken görmemek üzere Allâh`a kulluk edeyim.” وَأُمِرْتُ لِأَنْ أَكُونَ أَوَّلَ الْمُسْلِمِينَ ﴿١٢﴾ 12- Ve ümirtü lien ekûne evvelel müslimiyn; 12- “Hükmolundum ki, teslim olmuşluğunun farkındalığını yaşayanların ilki olmakla!” قُلْ إِنِّي أَخَافُ إِنْ عَصَيْتُ رَبِّي عَذَابَ يَوْمٍ عَظِيمٍ ﴿١٣﴾ 13- Kul inniy ehafü in `asaytü Rabbiy azâbe yevmin `azıym; 13- De ki “Gerçektir ki, ben muazzam bir sürecin yaşanacak azabından korkarım, eğer Rabbime isyan edersem varlığımdaki mutlak tedbirini görmezden gelirsem!” قُلِ اللَّهَ أَعْبُدُ مُخْلِصًا لَهُ دِينِي ﴿١٤﴾ 14- Kulillâhe a`büdü muhlisan lehu diyniy; 14- De ki “Sistem ve düzeninde O`ndan başka etken görmemek üzere Allâh`a kulluk edeyim… “ فَاعْبُدُوا مَا شِئْتُمْ مِنْ دُونِهِ ۗ قُلْ إِنَّ الْخَاسِرِينَ الَّذِينَ خَسِرُوا أَنْفُسَهُمْ وَأَهْلِيهِمْ يَوْمَ الْقِيَامَةِ ۗ أَلَا ذَٰلِكَ هُوَ الْخُسْرَانُ الْمُبِينُ ﴿١٥﴾ 15- Fa`budu ma şi`tüm min dûniHİ, kul innel hasiriynelleziyne hasiru enfüsehüm ve ehliyhim yevmel kıyameti, ela zâlike hüvel husranulmubiyn; 15- “Siz de O`nun dûnunda dilediğinize tapının!” De ki “Gerçek şudur ki; kıyamet sürecinde hüsranı yaşayacak olanlar, hem nefslerini bilinçlerini/kendilerini hem de ehillerini o günkü eşi olan bedenini hüsrana uğratacak şekilde yönlendirenlerin ta kendileridir! Dikkat edin! İşte o apaçık bir hüsranın ta kendisidir!” لَهُمْ مِنْ فَوْقِهِمْ ظُلَلٌ مِنَ النَّارِ وَمِنْ تَحْتِهِمْ ظُلَلٌ ۚ ذَٰلِكَ يُخَوِّفُ اللَّهُ بِهِ عِبَادَهُ ۚ يَا عِبَادِ فَاتَّقُونِ ﴿١٦﴾ 16- Lehüm min fevkıhim zulelün minennari ve min tahtihim zulel* zâlike yuhavvifullahu Bihi `ıbadeHU, ya ıbadi fettekun; 16- Onların, fevklerinden bilinç boyutu itibarıyla de yakıcı – ateşten gölgelikler katmanlar vardır, altlarından bedenleri itibarıyla da gölgelikler katmanlar vardır… İşte gerçek bu; Allâh onun korkusunu kullarında açığa çıkarıyor! Ey kullarım, benden korunun Sünnetim gereği sizden açığa çıkan her şeyin sonucunu kesinlikle yaşatacağım için! وَالَّذِينَ اجْتَنَبُوا الطَّاغُوتَ أَنْ يَعْبُدُوهَا وَأَنَابُوا إِلَى اللَّهِ لَهُمُ الْبُشْرَىٰ ۚ فَبَشِّرْ عِبَادِ ﴿١٧﴾ 17- Velleziynectenebüt tağute en ya`buduha ve enabu ilAllâhi lehümül büşra* febeşşir ıbad; 17- Bedenini tanrılaştırarak tagut ona tapınmaktan kaçınıp, Allâh`a hakikatlerine yönelenler var ya, onlar için Büşra müjde; vuslat vardır… Kulları müjdele الَّذِينَ يَسْتَمِعُونَ الْقَوْلَ فَيَتَّبِعُونَ أَحْسَنَهُ ۚ أُولَٰئِكَ الَّذِينَ هَدَاهُمُ اللَّهُ ۖ وَأُولَٰئِكَ هُمْ أُولُو الْأَلْبَابِ ﴿١٨﴾ 18- Elleziyne yestemi`unel kavle feyettebi`une ahseneh* ülaikelleziyne hedahümullâhu ve ülaike hüm ulül elbab; 18- Onlar o kullarım ki, Hak sözü işitip, onun en güzeline en koruyucu olanına tâbi olurlar… İşte onlar kendilerini Allâh`ın hakikate erdirdiği kimselerdir ve işte onlar derin düşünen akıl sahiplerinin ta kendileridirler! أَفَمَنْ حَقَّ عَلَيْهِ كَلِمَةُ الْعَذَابِ أَفَأَنْتَ تُنْقِذُ مَنْ فِي النَّارِ ﴿١٩﴾ 19- Efemen hakka aleyhi kelimetül azâb* efeente tünkızü men fiyn nar; 19- Yanan kimseyi sen mi kurtaracaksın, azap çekmesi için varolmuş şakî ise? لَٰكِنِ الَّذِينَ اتَّقَوْا رَبَّهُمْ لَهُمْ غُرَفٌ مِنْ فَوْقِهَا غُرَفٌ مَبْنِيَّةٌ تَجْرِي مِنْ تَحْتِهَا الْأَنْهَارُ ۖ وَعْدَ اللَّهِ ۖ لَا يُخْلِفُ اللَّهُ الْمِيعَادَ ﴿٢٠﴾ 20- Lakinilleziynettekav Rabbehüm lehüm ğurefün min fevkıha ğurefün mebniyyetün tecriy min tahtihel` enhar* va`dAllâh* lâ yuhlifullahul miy`ad; 20- Fakat Rablerinden korunanlara gelince, onlar için fevkinde bilinç boyutunda bina olunmuş, altlarından nehirler kendilerinde açığa çıkan ilmin getirisi marifetler akan ğuraf cennet makamları vardır… Bu Allâh`ın vaadidir… Allâh vaadi asla değişmez! أَلَمْ تَرَ أَنَّ اللَّهَ أَنْزَلَ مِنَ السَّمَاءِ مَاءً فَسَلَكَهُ يَنَابِيعَ فِي الْأَرْضِ ثُمَّ يُخْرِجُ بِهِ زَرْعًا مُخْتَلِفًا أَلْوَانُهُ ثُمَّ يَهِيجُ فَتَرَاهُ مُصْفَرًّا ثُمَّ يَجْعَلُهُ حُطَامًا ۚ إِنَّ فِي ذَٰلِكَ لَذِكْرَىٰ لِأُولِي الْأَلْبَابِ ﴿٢١﴾ 21- Elem tera ennAllâhe enzele mines Semai maen feselekehu yenabiy`a fiyl Ardı sümme yuhricü Bihi zer`an muhtelifen elvanühu sümme yehiycü feterahu musferren sümme yec`aluhu hutama* inne fiy zâlike le zikra li ülil elbab; 21- Görmedin mi ki Allâh, semâdan Esmâ mânâlarının açığa çıkışı olan şuurdan bir su ilim inzâl etti de onu arzdaki bedendeki kaynaklara beyine koydu… Sonra ondaki kuvvelerle renkleri muhtelif çeşitli huyların sonucu ekinler üretim açığa çıkarıyor… Sonra kurur da sen onu sararmış görürsün oluşumu sırasında çok değer verdiğin şeyler, olup bittikten sonra bakarsın tüm değerini yitirir… Sonra onu bir hutam kuru bitki, çerçöp kılar! Muhakkak ki bu misalde derin düşünen akıl sahipleri için elbette bir ders vardır! أَفَمَنْ شَرَحَ اللَّهُ صَدْرَهُ لِلْإِسْلَامِ فَهُوَ عَلَىٰ نُورٍ مِنْ رَبِّهِ ۚ فَوَيْلٌ لِلْقَاسِيَةِ قُلُوبُهُمْ مِنْ ذِكْرِ اللَّهِ ۚ أُولَٰئِكَ فِي ضَلَالٍ مُبِينٍ ﴿٢٢﴾ 22- Efemen şerahAllâhu sadrehû lil İslâmi fe huve alâ nûrin min Rabbih* feveylün lil kasiyeti kulûbühüm min zikrillâh* ülâike fiy dalâlin mubiyn; 22- Allâh kimin derûnunu İslâm`ı kavrayacak şekilde genişletti ise, o Rabbinden bir nûr üzere değil midir? Allâh`ın zikrinden hatırlattığından kalpleri kasavetlenene içleri sıkılıp bunalanlara yazıklar olsun! İşte onlar apaçık şekilde hakikatten sapmayı yaşamaktadırlar! اللَّهُ نَزَّلَ أَحْسَنَ الْحَدِيثِ كِتَابًا مُتَشَابِهًا مَثَانِيَ تَقْشَعِرُّ مِنْهُ جُلُودُ الَّذِينَ يَخْشَوْنَ رَبَّهُمْ ثُمَّ تَلِينُ جُلُودُهُمْ وَقُلُوبُهُمْ إِلَىٰ ذِكْرِ اللَّهِ ۚ ذَٰلِكَ هُدَى اللَّهِ يَهْدِي بِهِ مَنْ يَشَاءُ ۚ وَمَنْ يُضْلِلِ اللَّهُ فَمَا لَهُ مِنْ هَادٍ ﴿٢٣﴾ 23- Allâhu nezzele ahsenel hadiysi Kitaben müteşabihen mesâniy* takşa`ırru minhü cüludülleziyne yahşevne Rabbehüm* sümme teliynü cüludühüm ve kulubühüm ila zikrillâh* zâlike hüdAllâhi yehdiy Bihi men yeşa`* ve men yudlilillâhu fema lehu min Had; 23- Allâh, sözün en güzelini; müteşabih benzetme yollu, mesanî aynı cümlede veya kelimede iki ayrı işareti vererek ikili anlatımla bir bilgiyi tafsilâtlı indirdi… Rablerinden haşyet eden kimselerin Ondan derileri tüyleri ürperir… Sonra bedeni ve şuuru Allâh zikrine yumuşar kabule müsait hâle gelir… İşte bu Allâh`ın hidâyetidir ki onunla dilediğini hakikate erdirir! Allâh kimi saptırırsa ona hidâyet edecek yoktur. أَفَمَنْ يَتَّقِي بِوَجْهِهِ سُوءَ الْعَذَابِ يَوْمَ الْقِيَامَةِ ۚ وَقِيلَ لِلظَّالِمِينَ ذُوقُوا مَا كُنْتُمْ تَكْسِبُونَ ﴿٢٤﴾ 24- Efemen yettekıy Bi vechihi suel azâbi yevmel kıyameti, ve kıyle liz zâlimiyne zûku ma küntüm teksibun; 24- Kıyamet sürecinde başka hiçbir imkânı olmadığı için yalnızca yüzüyle azabın en kötüsünden korunmaya çalışan kimse mi? Zâlimlere “Kazandıklarınızı tadın!” denilmiştir. كَذَّبَ الَّذِينَ مِنْ قَبْلِهِمْ فَأَتَاهُمُ الْعَذَابُ مِنْ حَيْثُ لَا يَشْعُرُونَ 25- Kezzebelleziyne min kablihim feetahümül azâbü min haysü lâ yeş`urun; 25- Onlardan öncekiler yalanladı da bu yüzden azap onlara fark etmedikleri bir yerden geldi. فَأَذَاقَهُمُ اللَّهُ الْخِزْيَ فِي الْحَيَاةِ الدُّنْيَا ۖ وَلَعَذَابُ الْآخِرَةِ أَكْبَرُ ۚ لَوْ كَانُوا يَعْلَمُونَ 26- Feezâkahümullâhul hızye fiyl hayatid dünya* ve leazâbül ahireti ekber* lev kânu ya`lemun; 26- Allâh, onlara dünya hayatında rezilliği tattırdı. Sonsuz geleceğin azabı ise elbette Ekber`dir! Eğer bilselerdi! وَلَقَدْ ضَرَبْنَا لِلنَّاسِ فِي هَٰذَا الْقُرْآنِ مِنْ كُلِّ مَثَلٍ لَعَلَّهُمْ يَتَذَكَّرُونَ 27- Ve lekad darebna linNasi fiy hazel Kur`âni min külli meselin leallehüm yetezekkerun; 27- Andolsun ki şu Kurân`da insanlar için her türlü misali kullandık… Belki tezekkür ederler unutmuş oldukları hakikatlerini hatırlayıp üzerinde derin düşünürler diye! قُرْآنًا عَرَبِيًّا غَيْرَ ذِي عِوَجٍ لَعَلَّهُمْ يَتَّقُونَ 28- Kur`ânen `Arabiyyen ğayre ziy `ıvecin leallehüm yettekun; 28- Pürüzsüz, net Arapça bir Kur`ân olarak vahyettik… Belki anlayıp korunurlar diye. ضَرَبَ اللَّهُ مَثَلًا رَجُلًا فِيهِ شُرَكَاءُ مُتَشَاكِسُونَ وَرَجُلًا سَلَمًا لِرَجُلٍ هَلْ يَسْتَوِيَانِ مَثَلًا ۚ الْحَمْدُ لِلَّهِ ۚ بَلْ أَكْثَرُهُمْ لَا يَعْلَمُونَ 29- DarebAllâhu meselen racülen fiyhi şürekâü müteşakisune ve racülen selemen liracül* hel yesteviyani mesela* elHamdu Lillâh* bel ekseruhüm lâ ya`lemun; 29- Allâh bir misal verdi Birbiriyle sorunlu ortaklara hizmet veren adam ile sadece bir adama teslim adam… Bu ikisinin şartları eşit olur mu? El Hamdu Lillâh! Hayır, onların çoğunluğu bilmezler! إِنَّكَ مَيِّتٌ وَإِنَّهُمْ مَيِّتُونَ 30- İnneke meyyitün ve innehüm meyyitun; 30- Kesinlikle sen ölümü tadacaksın ve muhakkak ki onlar da ölümü tadacaklar! ثُمَّ إِنَّكُمْ يَوْمَ الْقِيَامَةِ عِنْدَ رَبِّكُمْ تَخْتَصِمُونَ 31- Sümme inneküm yevmel kıyameti `ınde Rabbiküm tahtesımun; 31- Sonra, muhakkak ki siz, kıyamet sürecinde Rabbinizin indînde karşılaştırılacaksınız. Mekke döneminde inmiştir. 88 âyettir. Sûre, adını birinci âyetteki "Sâd" harfinden almıştır. Sûrede başlıca, Allah'ın birliği, müşriklerin inkârları ve sapıklıkları sebebiyle azabı hak etmiş oldukları, Davûd, Süleyman, Eyyüp, İbrahim, İshak, İsmail, el-Yesa' ve Zülkifl Peygamberlerin kıssaları, Davûd Peygamberin hakemliği ve Hz. Peygamberin temel görevi konu edilmektedir. Sad Suresi okunuşu ve anlamı! Sad suresi 49-54 ayetler Arapça yazılışı ve Türkçe meali nedir? Sad suresi tefsiri, konusu, fazileti nedir?SAD SURESİ HAKKINDA BİLGİLER Mekke döneminde inmiştir. 88 âyettir. Sûre, adını birinci âyetteki "Sâd" harfinden almıştır. Sûrede başlıca, Allah'ın birliği, müşriklerin inkârları ve sapıklıkları sebebiyle azabı hak etmiş oldukları, Davûd, Süleyman, Eyyüp, İbrahim, İshak, İsmail, el-Yesa' ve Zülkifl Peygamberlerin kıssaları, Davûd Peygamberin hakemliği ve Hz. Peygamberin temel görevi konu edilmektedir. SAD SURESİ KONUSU NEDİR? Sûrenin temel konusu, Resûl-i Ekrem'in hak peygamber olduğu gerçeğinin ispatıdır. Kur'an üzerine yeminle başlayan sûrede Hz. Muhammed'in peygamberliğini inkâr eden müşriklerin iddiaları reddedilmekte; çok tanrıcı inançlarının kısa eleştirisi yapıldıktan sonra onlara, önceki peygamberlere karşı benzer tavırlar sergileyenlerin âkıbetleri hatırlatılmakta, Hz. Peygamber'e de sabır tavsiye edilmektedir. Hz. Dâvûd, oğlu Süleyman ve Eyyûb'un hayatlarından kesitler verilmekte; Hz. İbrâhim, İshak, Ya'kub, İsmâil, Elyesa', Zülkifl'in isimleri sıralanarak bunların yolundan gidenlerin âhiretteki mutlu hayatları, buna karşılık yoldan çıkanların kötü âkıbetleri hakkında kısa ve uyarıcı açıklamalar yapılmaktadır. Sûrenin son bölümünde insanlığın atası olan Hz. Âdem'in yaratılışı anlatıldıktan sonra İblis'in, kendisine rahmet kapılarının kapanmasına sebep olduğunu düşündüğü için Âdem'in soyuna hınç beslediği ve onları doğru yoldan saptırmaya ahdettiği anlatılmakta, Hz. Muhammed'in hak peygamber olduğu gerçeği bir defa daha vurgulanmaktadır. SAD SURESİ NUZÜLÜ Mushaftaki sıralamada otuz sekizinci, iniş sırasına göre de otuz sekizinci sûredir. Kamer sûresinden sonra, A'râf sûresinden önce Mekke'de inmiştir. SAD SURESİ TÜRKÇE OKUNUŞU Sad vel kur'ani ziz zikr Belillezıne keferu fı ızzetiv ve şikkak Kem ehlekna min kablihim min karnin fe nadev ve late hıyne mens Ve cabu en caehüm münzirun minhüm ve kalel kafirune haza sahırun kezzab E cealel alihete ilahev vahıda inne haza le şey'üy ucab Ventalekal melaü minhüm enimşu vasbiru ala alihetiküm inne haza le şey'üy yürad Ma semı'na bihaza fil milletil ahırah in haza illahtilak E ünzile aliyhiz zikru mim beynina bel hüm fı şekkim min zikrı bel lemma yezuku azab Em ındehüm hazinü rahmeti rabbikel azızil vehhab Em lehüm mülküs semavati vel erdı ve ma beynehüma feyerteku fil esbab Cündüm ma hünalike menzumüm minel ahzab Kezzebet kablehüm kavmü nuhıv ve adüv ve fir'avnü zül evtad Ve semudü ve kavmü lutıv ve ashabül eykeh ülaikel ahzab İn küllün illa kezzeber rusüle fe hakka ıkab Ve ma yenzuru haülai illa sayhatev vahıdetem ma leha min fevak Ve kalu rabbena accil lena kıttana kable yevmil hısab Isbir ala ma yekulune veskür abdena davude zel eyd innehu evvab İnna sehharnel cibale meahu yüsebbıhne bil aşiyyi vel işrak Vettayra mahşurah küllül lehu evvab Ve şededna mülehu ve ateynahül hıkmete ve faslel hıtab Ve hel etake nebeül hasm iz tesevverul mıhrab İz dehalu ala davude fe fezia minhüm kalu la tehaf hasmani beğa ba'duna ala ba'dın fahküm beynena bil hakkı ve la tüştıt vehdina ila sevais sırat İnne haza ehıy lehu tis'uv ve tis'une na'cetev ve liye na'cetüv vahıdetün fe kale ekfilnıha ve azzenı fil hıtab Kale le kad zalemeke bi süali na'cetike ila niacih ve inne kesıram minel huletai le yebğıy ba'duhüm ala ba'dın ilellezıne amenu ve amilüs salihati ve kalılüm ma hüm ve zanne davudü ennema fetennahü festağfera rabbehü ve harra rakiav ve enab Fe ğaferna lehu zalik ve inne lehu ındena le zülfa ve husne meab Ya davudü inna cealnake hhalıfeten fil erdı fahküm beynen nasi bil hakkı ve la tettebiıl heva fe yüdılleke an sebılillah innellezıne yedıllune an sebılillahi lehüm azabün şedıdüm bima nesu yevmel hısab 24. Ayet secde ayetidir. Ve ma halaknes semae vel erda ve ma beynehüma batıla zalike zannüllezıne keferu fe veylül lillezine keferu minen nar Em nec'alüllezıne amenu ve amilus salihati kel müfsidıne fil erdı em nec'alül müttekıyne kel füccar Kitabün enzelnahü ileyke mübarakül li yeddebberu ayatihı ve li yetezekkera ülül elbab Ve vehebna li davude süleyman nı'mel abdinnehu evvab İz urida aleyhi bil aşiyyis safinatül ciyad Fe kale innı ahbebtü hubbel hayri an zikri rabbı hatta tevarat bil hıcab Rudduha aleyy fe tafika mesham bis sukı vel a'nak Ve le kad fetenna süleymane ve elkayna ala kürsiyyihı ceseden sümme enab Kale rabbığfir lı veheb li mülkel la yembeğıy li ehadim mim ba'di inneke entel vehhab Fe sehharna lehür rıha tecrı bi emrihı ruhaen haysü esab Veş şeyatıyne küllü bennaiv ve ğavvas Ve aharıne mükarranıne fil asfad Haza ataüna femnün ev emsik bi ğayri hısab Ve inne lehu ındena le zülfa ve husne meab Vezkür abdena eyyub iz nada rabbehu ennı messeniyeş şeytanü bi nusbiv ve azab Ürkud bi riclik haza muğteselüm baridüv ve şerab Ve vehebna lehu ehlehu ve mislehüm meahüm rahmetem minna ve zikra li ülil elbab Ve huz biyedike dığsen fadrib bihu ve la tahnes inna vecednahü sabira nı' mel abd innehu evvab Vezkür ıbadena ibrahıme ve ishaka ve ya'kube ülil eydı ve ebsar İnna ahlasnahüm bi halisatin zikrad dar Ve innehüm ındena le minel müstefeynel ahyar Vezkür ismaıyle vel yesea ve zel kifl ve küllüm minel ahyar Haza zikr ve inne lil müttekıyne le husne meab Cennati adnim müfettehatel lehümül ebvab Müttekiıne fıha yed'une fıha bi fakihetin kesırativ ve şerab Ve ındehüm kasıratüt türfi etrab Haza ma tuadune li yevmil hısab İnne haza le rizkuna ma lehu min nefad Haza ve inne lit tağıyne le şerra meab Cehennem yaslevneha fe bi'sel mihad Haza fel yezukuhu hamımüv ve ğassak Ve aharu min şeklihı ezvac Haza fevcüm muktehımüm meaküm la merhabem bihim innehüm salün nar Kalu bel entüm la merhabem biküm entüm kaddemtümuhü lena fe bi'sel karar Kalu rabbena men kaddeme lena haza fezidhü azaben dı'fen fin nar Ve kalu ma lena la nera ricalen künna neuddühüm minel eşrar Ettehaznahüm sıhriyyen em zağat anhümül ebsar İnne zalike le hakkun tehasumü ehlin nar Kul innema ene münziruv ve ma min ilahin illellahül vahıdül kahhar Rabbüs semavati vel erdı ve ma beynehümel azızül ğaffar Kul hüve nebün azıym Entüm anhü mu'ridun Ma kane liye min ılmin bil meleil a'la iz yahtesımun İy yuha ileyye illa ennema ene nezırum mübın İz kale rabbüke lil melaiketi innı halikum beşeram min tıyn Fe iza sevveytühu ve nefahtü fıhi mir ruhıy fekau lehu sacidın Fe secedel melaiketü küllühüm ecmeun İlla iblıs istekbera ve kane minel kafirın Kale ya iblısü ma meneake en tescüde li ma halaktü bi yedeyy estekberte em künte minel alın Kale ene hayrum minh halaktenı min nariv ve halaktehu min tıyn Kale fahruc minha fe inneke racım Ve inne aleyke la'netı ila yevmid dın Kale rabbi fe enzırni ila yevmi yüb'asun Kale fe inneke minel münzarın İla yevmil vaktil ma'mum Kale fe bi ızzetike le uğviyennehüm ecmeıyn İlla ıbadeke minhümül muhlesıyn Kale fel hakku vel hakka ekul Le emleenne cehenneme minke ve mimmen tebiake minhüm ecmeıyn Kul ma es'elüküm aleyhi min ecriv ve ma enen minel mütekellifın İn hüve illa zikrul lil alemın Ve le ta'lemünne nebeehu ba'de hıyn SAD SURESİ ARAPÇA OKUNUŞUSAD SURESİ ANLAMI VE MEALİSâd. O şanlı, şerefli Kur'an'a andolsun ki o, Allah sözüdür. ?1? Fakat inkar edenler bir büyüklenme ve ayrılık içindedirler. ?2? Biz onlardan önce nice nesilleri helak ettik. Onlar da feryat ettiler, ama artık kurtuluş zamanı değildi. ?3? Kafirler, kendilerine içlerinden bir uyarıcının gelmesine şaştılar ve şöyle dediler "Bu yalancı bir sihirbazdır." ?4? "İlahları bir tek ilah mı yaptı? Gerçekten bu çok tuhaf bir şey!" ?5? İçlerinden ileri gelenler, "Gidin, ilahlarınıza tapmaya devam edin. İşte bu istenen şeydir. Biz bunu son dinde en son dinî inanışlarda duymadık. Bu ancak bir uydurmadır. O zikir Kur'an içimizden ona mı indirildi?" diyerek kalkıp gittiler. Hayır, onlar benim Zikrimden Kur'an'-dan şüphe içindedirler. Hayır, henüz azabımı tatmadılar. ?6-8? Yoksa mutlak güç sahibi ve çok bağışlayan Rabbinin rahmet hazineleri onların yanında mıdır? ?9? Yoksa göklerin, yerin ve ikisi arasındakilerin hükümranlığı onların mıdır? Öyle ise sebeplere yapışarak yükselsinler bakalım! ?10? Onlar, çeşitli gruplardan oluşmuş ve şuracıkta bozguna uğrayacak derme çatma bir ordudur. ?11? Onlardan önce de Nûh kavmi, Âd kavmi, kazıklar sahibi Firavun, Semûd kavmi, Lût kavmi ve Eyke halkı da Peygamberleri yalanlamışlardı. İşte onlar da böyle gruplardı. ?12-13? O grupların her biri peygamberleri yalanladı da onları cezalandırmam hak oldu. ?14? Bunlar da müşrikler de ancak vakti gelince asla geri kalmayacak korkunç bir ses bekliyorlar ?15? Müşrikler alay ederek şöyle dediler "Ey Rabbimiz! Hesap gününden önce payımızı hemen ver!" ?16? Ey Muhammed! Onların söylediklerine karşı sabret. Güçlü kulumuz Dâvûd'u hatırla. O, Allah'a çok yönelen bir kimse idi. ?17? Kendisiyle birlikte tesbih etsinler diye biz, dağları ve toplanıp gelen kuşları Dâvûd'un emrine verdik. Onların her biri Allah'a yönelmişlerdi. ?18-19? Biz Davud'un mülkünü güçlendirdik, ona hikmet ve hakla batılı ayıran söz hüküm verme yeteneği verdik. ?20? Sana davacıların haberi geldi mi? Hani onlar duvarı aşarak mabede girmişlerdi. ?21? Hani Dâvûd'un yanına girmişlerdi de Dâvûd onlardan korkmuştu. Onlar, "Korkma! Biz, iki davacı grubuz. Birimiz diğerine haksızlık etmiştir. Aramızda adaletle hükmet. Zulmetme ve bizi hak yola ilet" dediler. ?22? İçlerinden biri şöyle dedi "Bu benim kardeşimdir. Onun doksan dokuz koyunu var. Benim ise bir tek koyunum var. Böyle iken "Onu da bana ver" dedi ve tartışmada beni bastırdı." ?23? Davud dedi ki "Andolsun, senin koyununu kendi koyunlarına katmak istemek suretiyle sana zulmetmiştir. Esasen ortakların pek çoğu birbirine haksızlık eder. Ancak iman edip salih ameller işleyenler başka. Onlar da pek azdır." Dâvûd bizim kendisini imtihan ettiğimizi anladı. Derken Rabbinden bağışlama diledi, eğilerek secdeye kapandı ve Allah'a yöneldi. ?24? Biz de bunu ona bağışladık. Şüphesiz katımızda onun için bir yakınlık ve dönüp geleceği güzel bir yer vardır. ?25? Ona dedik ki "Ey Dâvûd! Gerçekten biz seni yeryüzünde halife yaptık. İnsanlar arasında hak ile hüküm ver. Nefis arzusuna uyma, yoksa seni Allah'ın yolundan saptırır. Allah'ın yolundan sapanlar için hesap gününü unutmaları sebebiyle şiddetli bir azap vardır." ?26? Biz göğü, yeri ve ikisi arasındakileri boş yere yaratmadık. Bu yaratılanların boş yere yaratıldığı iddiası inkar edenlerin zannıdır. Cehennem ateşinden dolayı vay inkar edenlerin haline! ?27? Yoksa biz iman edip salih ameller işleyenleri, yeryüzünde fesat çıkaranlar gibi mi tutacağız? Yoksa Allah'a karşı gelmekten sakınanları yoldan çıkan arsızlar gibi mi tutacağız? ?28? Bu Kur'an, âyetlerini düşünsünler ve akıl sahipleri öğüt alsınlar diye sana indirdiğimiz mübarek bir kitaptır. ?29? Dâvûd'a Süleyman'ı bağışladık. O ne güzel kuldu! Şüphesiz o, Allah'a çok yönelen bir kimse idi. ?30? Hani ona akşamüstü bir ayağını tırnağı üstüne dikip üç ayağının üzerinde duran çalımlı ve soylu atlar sunulmuştu. ?31? Süleyman, "Gerçekten ben malı, Rabbimi anmamı sağladığından dolayı çok severim" dedi. Nihayet gözden kaybolup gittikleri zaman, "Onları bana geri getirin" dedi. Atlar gelince de bacaklarını ve boyunlarını okşamaya başladı. ?32-33? Andolsun, biz Süleyman'ı imtihan ettik. Tahtının üstüne bir ceset bıraktık. Sonra tövbe edip bize yöneldi. ?34? Süleyman, "Ey Rabbim! Beni bağışla. Bana, benden sonra kimseye layık olmayacak bir mülk hükümranlık bahşet! Şüphesiz sen çok bahşedicisin!" dedi. ?35? Biz de rüzgarı onun buyruğuna verdik. Rüzgar onun emriyle dilediği yere hafif hafif eserdi. ?36? Bina ustası olan ve dalgıçlık yapan her bir şeytanı, bukağılara bağlı olarak diğerlerini de, onun emrine verdik. ?37-38? "İşte bu bizim ihsanımızdır. Artık sen de istediğine hesapsızca ver yahut verme" dedik. ?39? Şüphesiz katımızda onun için bir yakınlık ve dönüp geleceği güzel bir yer vardır. ?40? Ey Muhammed! Kulumuz Eyyub'u da an. Hani o, Rabbine, "Şeytan bana bir yorgunluk ve azap dokundurdu" diye seslenmişti. ?41? Biz de ona, "Ayağını yere vur! İşte yıkanacak ve içecek soğuk bir su" dedik. ?42? Biz ona tarafımızdan bir rahmet ve akıl sahiplerine bir öğüt olmak üzere ailesini ve onlarla birlikte bir o kadarını bahşettik. ?43? Şöyle dedik "Eline bir demet sap al ve onunla vur, yeminini bozma." Gerçekten biz Eyyûb'u sabreden bir kimse olarak bulduk. O ne güzel bir kuldu! O, Allah'a çok yönelen bir kimse idi. ?44? Ey Muhammed! Güçlü ve basiretli kullarımız İbrahim'i, İshak'ı ve Yakub'u da an. ?45? Şüphesiz biz onları, ahiret yurdunu düşünme özelliği ile temizleyip ihlâslı kimseler kıldık. ?46? Şüphesiz onlar, bizim katımızda hayırlı, seçkin kimselerdendir ?47? Ey Muhammed! İsmail, el-Yesa' ve Zülkifl'i de an. Onların her biri iyi kimselerdi. ?48? Bu bir öğüttür. Allah'a karşı gelmekten sakınanlar için elbette güzel bir dönüş yeri, kapıları kendilerine açılmış olarak Adn cennetleri vardır. ?49-50? Onlar orada koltuklara yaslanmış olarak pek çok meyveler ve içecekler isterler. ?51? Yanlarında gözlerini kendilerinden ayırmayan yaşıt eşler vardır. ?52? İşte bunlar, hesap günü için size vaad edilenlerdir. ?53? İşte bu bizim verdiğimiz rızıktır. Ona asla tükenme yoktur. ?54? İşte böyle! Şüphesiz azgınlar için elbette kötü bir dönüş yeri, cehennem vardır. Onlar oraya girerler. Orası ne kötü bir yataktır! ?55-56? İşte azap, onu tatsınlar Bir kaynar su ve bir irin. ?57? O azaba benzer çeşit çeşit başka azaplar da vardır. ?58? Kendi aralarında şöyle derler "İşte sizinle beraber cehenneme tıkılacak bir grup. Onlara rahat ve huzur olmasın! Şüphesiz onlar cehenneme gireceklerdir." ?59? O grup da, "Hayır, size rahat ve huzur olmasın. Bu cehennemi bizim önümüze siz sürdünüz. Orası ne kötü durak yeridir!" der. ?60? Şöyle derler "Ey Rabbimiz! Bunu bizim önümüze kim sürdüyse cehennemde onun azabını bir kat daha artır." ?61? Yine şöyle derler "Dünyada kendilerini kötü saydığımız adamları acaba neden göremiyoruz?" ?62? "Cehennemlik değillerdi de biz onları alaya mı almış olduk, yoksa buradalar da gözlerimizden mi kaçtılar?" ?63? Şüphesiz bu, cehennemliklerin birbirleriyle çekişmesi kesin bir gerçektir. ?64? Ey Muhammed! De ki "Ben ancak bir uyarıcıyım. Her şey üzerinde mutlak otorite sahibi olan bir Allah'tan başka hiçbir ilah yoktur." ?65? "O, göklerin, yerin ve ikisi arasındakilerin Rabbidir. Mutlak güç sahibidir, çok bağışlayandır." ?66? De ki, "Bu Kur'an, büyük bir haberdir." ?67? "Siz ise ondan yüz çeviriyorsunuz." ?68? "Aralarında tartıştıkları sırada, yüce topluluğa ileri gelen melekler topluluğuna dair benim hiçbir bilgim yoktu." ?69? "Bana ancak, benim sadece bir uyarıcı olduğum vahyediliyor." ?70? Hani, Rabbin meleklere şöyle demişti "Muhakkak ben çamurdan bir insan yaratacağım." ?71? "Onu şekillendirip içine ruhumdan üflediğim zaman onun için saygı ile eğilin." ?72? Derken bütün melekler topluca saygı ile eğildiler. ?73? Ancak İblis eğilmedi. O büyüklük tasladı ve kafirlerden oldu. ?74? Allah, "Ey İblis! "Ellerimle yarattığıma saygı ile eğilmekten seni ne alıkoydu? Büyüklük mü tasladın, yoksa üstünlerden mi oldun?" dedi. ?75? İblis, "Ben ondan daha hayırlıyım. Beni ateşten yarattın, onu ise çamurdan yarattın" dedi. ?76? Allah şöyle dedi "Öyle ise çık oradan cennetten, çünkü sen kovuldun." ?77? "Şüphesiz benim lanetim hesap ve ceza gününe kadar senin üzerinedir." ?78? İblis, "Ey Rabbim! Öyle ise bana insanların diriltilecekleri güne kadar mühlet ver" dedi ?79? Allah şöyle dedi "Sen o bilinen vakte kıyamet gününe kadar mühlet verilenlerdensin." ?80-81? İblis, "Senin şerefine andolsun ki, içlerinden ihlâslı kulların hariç, elbette onların hepsini azdıracağım" dedi. ?82-83? Allah şöyle dedi "İşte bu gerçektir. Ben de gerçeği söylüyorum" ?84? "Andolsun, cehennemi seninle ve onlardan sana uyanların hepsiyle dolduracağım." ?85? Ey Muhammed! De ki "Bundan tebliğ görevinden dolayı sizden hiçbir ücret istemiyorum. Ben kendiliğinden yükümlülük altına girenlerden değilim." ?86? "Bu Kur'an âlemler için ancak bir öğüttür." ?87? "Onun haberlerinin doğruluğunu bir süre sonra mutlaka öğreneceksiniz." ?88?SAD SURESİ TEFSİRİSûrenin başında yer alan "sâd", hurûf-ı mukattaa denilen harflerdendir bu konuda bilgi için bk. Bakara 2/1.İlk âyetteki "Kur'an" kelimesiyle Kur'ân-ı Kerîm'in bütünü veya özellikle bu sûre kastedilmiş olabilir. "Öğüt ve uyarı" diye çevirdiğimiz aynı âyetteki zikr kelimesi "şeref, şan" anlamına da gelmektedir. Bu anlam dikkate alındığında ilgili cümleyi, "Şerefli, şanlı Kur'an'a andolsun ki" şeklinde anlamak gerekir. Birinci anlama göre Kur'an'ın, insanları bâtıl inançlardan kurtarıp doğru inançlara yöneltmeyi; hak ve adaletle bağdaşmayan, insanlık onuruna yakışmayan tutum ve davranışlardan arındırıp temiz bir hayata, erdemli davranışlara kavuşturmayı amaçlayan buyruk ve yasaklarına, aydınlatıcı ve uyarıcı mahiyetteki açıklamalarının önemine dikkat çekilmekte; ikinci anlama göre bu ifade, anılan özellikleriyle Kur'an'ın müslümanlar için gelecekte bir şeref kaynağı olacağı, Kur'an sayesinde müslümanların şanlı bir uygarlık kuracakları müjdesini içermektedir. Nitekim sûrenin son âyetinde de bu müjdenin mutlaka gerçekleşeceği bildirilmektedir. tamamı için tıklayınız Kuran ı Kerim Dini Gündem Haberler SAD SURESİBismillahirrahmanirrahim1. Sad vel kur'ani ziz zikr2. Belillezıne keferu fı ızzetiv ve şikkak3. Kem ehlekna min kablihim min karnin fe nadev ve late hıyne mens4. Ve cabu en caehüm münzirun minhüm ve kalel kafirune haza sahırun kezzab5. E cealel alihete ilahev vahıda inne haza le şey'üy ucab6. Ventalekal melaü minhüm enimşu vasbiru ala alihetiküm inne haza le şey'üy yürad7. Ma semı'na bihaza fil milletil ahırah in haza illahtilak8. E ünzile aliyhiz zikru mim beynina bel hüm fı şekkim min zikrı bel lemma yezuku azab9. Em ındehüm hazinü rahmeti rabbikel azızil vehhab10. Em lehüm mülküs semavati vel erdı ve ma beynehüma feyerteku fil esbab11. Cündüm ma hünalike menzumüm minel ahzab12. Kezzebet kablehüm kavmü nuhıv ve adüv ve fir'avnü zül evtad13. Ve semudü ve kavmü lutıv ve ashabül eykeh ülaikel ahzab14. İn küllün illa kezzeber rusüle fe hakka ıkab15. Ve ma yenzuru haülai illa sayhatev vahıdetem ma leha min fevak16. Ve kalu rabbena accil lena kıttana kable yevmil hısab17. Isbir ala ma yekulune veskür abdena davude zel eyd innehu evvab18. İnna sehharnel cibale meahu yüsebbıhne bil aşiyyi vel işrak19. Vettayra mahşurah küllül lehu evvab20. Ve şededna mülehu ve ateynahül hıkmete ve faslel hıtab21. Ve hel etake nebeül hasm iz tesevverul mıhrab22. İz dehalu ala davude fe fezia minhüm kalu la tehaf hasmani beğa ba'duna ala ba'dın fahküm beynena bil hakkı ve la tüştıt vehdina ila sevais sırat23. İnne haza ehıy lehu tis'uv ve tis'une na'cetev ve liye na'cetüv vahıdetün fe kale ekfilnıha ve azzenı fil hıtab24. Kale le kad zalemeke bi süali na'cetike ila niacih ve inne kesıram minel huletai le yebğıy ba'duhüm ala ba'dın ilellezıne amenu ve amilüs salihati ve kalılüm ma hüm ve zanne davudü ennema fetennahü festağfera rabbehü ve harra rakiav ve enab25. Fe ğaferna lehu zalik ve inne lehu ındena le zülfa ve husne meab26. Ya davudü inna cealnake hhalıfeten fil erdı fahküm beynen nasi bil hakkı ve la tettebiıl heva fe yüdılleke an sebılillah innellezıne yedıllune an sebılillahi lehüm azabün şedıdüm bima nesu yevmel hısab 24. Ayet secde ayetidir.27. Ve ma halaknes semae vel erda ve ma beynehüma batıla zalike zannüllezıne keferu fe veylül lillezine keferu minen nar28. Em nec'alüllezıne amenu ve amilus salihati kel müfsidıne fil erdı em nec'alül müttekıyne kel füccar29. Kitabün enzelnahü ileyke mübarakül li yeddebberu ayatihı ve li yetezekkera ülül elbab30. Ve vehebna li davude süleyman nı'mel abdinnehu evvab31. İz urida aleyhi bil aşiyyis safinatül ciyad32. Fe kale innı ahbebtü hubbel hayri an zikri rabbı hatta tevarat bil hıcab33. Rudduha aleyy fe tafika mesham bis sukı vel a'nak34. Ve le kad fetenna süleymane ve elkayna ala kürsiyyihı ceseden sümme enab35. Kale rabbığfir lı veheb li mülkel la yembeğıy li ehadim mim ba'di inneke entel vehhab36. Fe sehharna lehür rıha tecrı bi emrihı ruhaen haysü esab37. Veş şeyatıyne küllü bennaiv ve ğavvas38. Ve aharıne mükarranıne fil asfad39. Haza ataüna femnün ev emsik bi ğayri hısab40. Ve inne lehu ındena le zülfa ve husne meab41. Vezkür abdena eyyub iz nada rabbehu ennı messeniyeş şeytanü bi nusbiv ve azab42. Ürkud bi riclik haza muğteselüm baridüv ve şerab43. Ve vehebna lehu ehlehu ve mislehüm meahüm rahmetem minna ve zikra li ülil elbab44. Ve huz biyedike dığsen fadrib bihu ve la tahnes inna vecednahü sabira nı' mel abd innehu evvab45. Vezkür ıbadena ibrahıme ve ishaka ve ya'kube ülil eydı ve ebsar46. İnna ahlasnahüm bi halisatin zikrad dar47. Ve innehüm ındena le minel müstefeynel ahyar48. Vezkür ismaıyle vel yesea ve zel kifl ve küllüm minel ahyar49. Haza zikr ve inne lil müttekıyne le husne meab50. Cennati adnim müfettehatel lehümül ebvab51. Müttekiıne fıha yed'une fıha bi fakihetin kesırativ ve şerab52. Ve ındehüm kasıratüt türfi etrab53. Haza ma tuadune li yevmil hısab54. İnne haza le rizkuna ma lehu min nefad55. Haza ve inne lit tağıyne le şerra meab56. Cehennem yaslevneha fe bi'sel mihad57. Haza fel yezukuhu hamımüv ve ğassak58. Ve aharu min şeklihı ezvac59. Haza fevcüm muktehımüm meaküm la merhabem bihim innehüm salün nar60. Kalu bel entüm la merhabem biküm entüm kaddemtümuhü lena fe bi'sel karar61. Kalu rabbena men kaddeme lena haza fezidhü azaben dı'fen fin nar62. Ve kalu ma lena la nera ricalen künna neuddühüm minel eşrar63. Ettehaznahüm sıhriyyen em zağat anhümül ebsar64. İnne zalike le hakkun tehasumü ehlin nar65. Kul innema ene münziruv ve ma min ilahin illellahül vahıdül kahhar66. Rabbüs semavati vel erdı ve ma beynehümel azızül ğaffar67. Kul hüve nebün azıym68. Entüm anhü mu'ridun69. Ma kane liye min ılmin bil meleil a'la iz yahtesımun70. İy yuha ileyye illa ennema ene nezırum mübın71. İz kale rabbüke lil melaiketi innı halikum beşeram min tıyn72. Fe iza sevveytühu ve nefahtü fıhi mir ruhıy fekau lehu sacidın73. Fe secedel melaiketü küllühüm ecmeun74. İlla iblıs istekbera ve kane minel kafirın75. Kale ya iblısü ma meneake en tescüde li ma halaktü bi yedeyy estekberte em künte minel alın76. Kale ene hayrum minh halaktenı min nariv ve halaktehu min tıyn77. Kale fahruc minha fe inneke racım78. Ve inne aleyke la'netı ila yevmid dın79. Kale rabbi fe enzırni ila yevmi yüb'asun80. Kale fe inneke minel münzarın81. İla yevmil vaktil ma'mum82. Kale fe bi ızzetike le uğviyennehüm ecmeıyn83. İlla ıbadeke minhümül muhlesıyn84. Kale fel hakku vel hakka ekul85. Le emleenne cehenneme minke ve mimmen tebiake minhüm ecmeıyn86. Kul ma es'elüküm aleyhi min ecriv ve ma enen minel mütekellifın87. İn hüve illa zikrul lil alemın88. Ve le ta'lemünne nebeehu ba'de hıynMEALİ38 – SÂD SÛRESİMekke'de indirilmiş olup 88 âyettir. Adını başındaki sâd harfinden alır. Surenin asıl gayesi, Allah'ın elçilerini dinlemeyenleri uyarmaktır. Müteakiben Peygamberimize itaat konusu üzerinde özellikle durulur, müteaddit peygamberlerin tebliğleri pek kısa bir şekilde – Sâd. Bu şanlı şerefli Kur'ân hakkı için2 – Kâfirler Bu Kur'ân'ı onda şüpheye yer verecek herhangi bir taraf olduğundan değil, ama asıl kendileri Allah'a karşı kibir ve muhalefet taşıdıkları için inkâr – Biz onlardan önce nice nesilleri silip süpürdük. O zaman ne çığlıklar, ne feryatlar kopardılar! Ama kurtuluş zamanı çoktan geçmişti! [21,12-13]4-5 – İçlerinden kendilerini uyarıp irşad edecek birinin gelmesinden her nedense şaşırdılar ve o kâfirler 'Bu bir sihirbaz, bir yalancı! İşte tutmuş bunca ilahı bir tek ilah yapmış! Bu gerçekten şaşılacak, çok tuhaf bir şey!” dediler. [10,2]En makul ve münasip olan, peygamberin, kendi toplumunun mensuplarını uyarıp eğitmesidir. İnsandan başka melek gibi bir varlık gelseydi insanlarla ilişki kuramazdı, onlarla beraber yaşayamaz, onlara örnek olamazdı. Başka bir milletten biri çıkıp gelseydi, tanımamaları sebebiyle, asıl onun hakkında şüphe etmeleri – İçlerinden önde gelen eşraf takımı derhal harekete geçip 'Hâla mı duruyorsunuz, kalkın yürüyüp gösteri yapın ve ilahlarınız konusunda direnip dayanacağınızı ilan edin. Bu, cidden yapılması gerken bir – 'Doğrusu biz bu tevhid inancını son dinde de görmedik. Bu sırf bir uydurma!”8 – Biz bu kadar eşraf dururken, kitap gönderilecek bir o mu kalmış!”Hayır, hayır! Onlar Benim buyruklarım hakkında tam bir şüphe içindedirler, doğrusu onlar azabımı henüz tatmadılar. [43,31-32]9 – O mutlak galip, her nimeti ve özellikle peygamberliği dilediğine ihsan eden Rabbinin rahmet hazineleri yoksa onların mı yanında? [4,53-55; 17,100]10 – Yoksa göklerin, yerin ve ikisi arasında olan varlıkların hakimiyet ve yönetimi onlara mı ait? Haydi, ellerinden geliyorsa sebep ve vasıtalarını temin etsinler de göğe çıksınlar âlemi oradan yönetsin, vahyi de isteklerine göre indirsinler!11 – Bunu yapmaları şöyle dursun, onlar birtakım döküntü bölüklerden oluşup buracıkta bozguna uğratılacak bozuk bir ordu!İslâm'a karşı Arap yarımadasındaki başlıca grupların birleşik kuvvetler halinde birleşip Medineyi kuşatmalarına ve tarihe Ahzab birleşmiş gruplar harbi diye geçen savaşta onların perişan olacaklarını müjdelemektedir. [33,22]12-13 – Onlardan önce Nuh, Âd toplumları ve ordular sahibi Firavun toplumu da Peygamberleri yalancı ve Lut toplumları, Eykeliler de öyle yaptılar. İşte bunlar, peygamberlere karşı toplanan Saray ve saltanat sahibi, ordular sahibi, yahut cezalandırdığı kimseleri kazıklara bağlayarak işkence yaptırması mânalarına gelebilir. 'Yere kazık gibi çakılan ehramlar” sahibi anlamı da – Bunların her biri peygamberlere yalancı demiş ve cezalarını – Onların kabirlerden dirilmeleri sadece bir tek çağrıya bakar. Ses yayılır yayılmaz hemen – Bir de o kâfirler alayla şöyle dediler 'Ey bizim Rabbimiz, bizim azap payımızı hesap günü gelmeden – Onlar ne derlerse desinler sen sabret ve güçlü kuvvetli bir kulumuz olan Davud'u hatırla. Çünkü o daima Allah'a Davud ın 'ze'l-eyd” sıfatı bedenà kuvvet, askerà ve siyasà kuvvet, ahlâki kuvvet veya ibadet kuvveti yönlerinden – Biz sabah akşam kendisiyle zikir ve ibadet etmeleri için dağları, toplu haldeki kuşları onun hizmetine biri onun âhengine katılır, beraber zikrederlerdi. [34,10]20 – Biz onun hakimiyetini güçlendirdik, ona hikmet, nübüvvet, isabetli karar verme ve meramını güzelce ifade etme kabiliyeti – O mahkemeleşen hasımların olayından haberin oldu mu?Onlar mabedin duvarına tırmanıp Davud'un yanına birden girince o, onlardan da 'Korkma! dediler, biz sadece birbirimize hakkı geçen iki dileğimiz Aramızda adaletle hükmet, haktan uzaklaşma ve bize tam doğruyu {KM, II Samuel 11; Mezmurlar 2,7}23 – 'Benim şu din kardeşimin doksan dokuz koyunu var, benimse bir tek koyunum!Böyle iken 'onu da bana bırak!” dedi ve çenesiyle beni – Dâvud 'Doğrusu, senin tek koyununu, kendi koyunlarına katmak istemekle o sana haksızlık malda ortak olanların çoğu birbirlerine haksızlık gerçekten iman edip makbul ve güzel davranışlarda bulunanlar böyle yapmazlar onlar da o kadar azdır ki!”Davud kendisini imtihan ettiğimizi anladı, derhal Rabbinden mağfiret diledi, eğilip secdeye kapandı ve Allah'a âyette bahsi geçen iki kişi, muhtemelen Davud suikast için gizlice duvardan tırmanıp atlayan kimselerdi. O'nun yanında başkaları bulunduğundan asıl maksatlarını gizleyip böyle bir sun'à mesele uydurdular RazÃ.Bazı müfessirlerin, İsrailiyattan alınan Urya kıssasını, hafifleterek nakletmeleri büyük çapta tenkid edilmiştir. Bu izahı, bazı müfessirler zorlamalı bulurlar. İbnu'l-Arabà Ahkâmu'l-Kur'ân'da şöyle der Davud bir şahsa, eşini boşaması halinde onunla evlenmek istediğini söylemişti. Şahsın kabul veya reddettiği bildirilmiyor. Böyle bir teklif o toplumda geçerli olmakla beraber, en uygun davranış biçimi olmadığından Allah Teâla onu böylece uyardı. 99 sayısı çokluktan âyetin okunması ve dinlenilmesi halinde tilavet secdesi yapılması – Biz de ondan bunu affettik. Muhakkak ki onun Bize yakınlığı ve güzel bir âkıbeti – 'Davud! Biz seni ülkede hükümdar yaptık, sen de insanlar arasında adaletle hükmet, keyfine uyma ki seni Allah yolundan saptırmasın. Allah yolundan sapanlar, hesap gününü unuttukları için, kendilerine şiddetli bir azap – Biz göğü, yeri ve ikisinin arasındaki varlıkları gayesiz, boşuna yaratmadık. Bu sadece kâfirlerin bir zannı ve iddiasıdır. Artık o ateşten vay haline o kâfirlerin!28 – Biz hiç, iman edip makbul ve güzel iş yapanlara, ülkede fesat çıkararak nizamı bozanlarla aynı muameleleri yapar mıyız? Yahut Allah'ı sayıp kötülüklerden sakınanları, yoldan çıkanlarla bir tutar mıyız?29 – Biz sana hayrı, feyiz ve bereketi bol bir kitap indirdik ki insanlar onun âyetlerini iyice düşünsünler ve aklı yerinde olanlar ders ve ibret – Bunları belirttikten sonra tekrar Davud'un kıssasına dönelim Davud'a evlat olarak Süleyman'ı ihsan ettik. Süleyman ne güzel kuldu! Hep Allah'a yönelirdi. [27,16]31 – Hani bir gün ikindi vakti ona, durduğunda sakin, koştuğu zaman ise süratli safkan koşu atları – Onlarla ilgilenip 'Ben Rabbimi hatırlattıkları için güzel şeyleri dedi ve onlar gözden kayboluncaya dek onları seyredip 'Onları tekrar bana getirin!” deyip bacaklarını ve boyunlarını sıvazlamaya Süleyman savaşta istifade etme ve daha başka gayelerle atların hazırlanmasını ve eğitimleri için koşturulmalarını emrederek, bazan bu işe bizzat nezaret Ben bunları nefsimin haz duyması için değil, Allah'ın dinini güçlendirmek arzumdan dolayı – Biz Süleyman'ı denemeye tâbi tuttuk ve tahtının üzerine bir cesed bıraktık. Sonra o, Allah'a sığınıp tekrar tahtına Süleyman Mescid-i Aksayı yaptırdığı sırada, getirttiği sanatkârlar içinde, sanatların hilelerini bilen birtakım şeytanların kurdukları bir ihtilal yüzünden bir süre nüfuzunu kaybetmiş, yahud tahtından ayrı kalmış, böylece tahtında ya kendisi güçsüz bir cesed halinde hükümsüz kalmış, yahut tahtı da işgal edilip ona kırk gün kadar, heykel gibi birisi oturtulmuştu. Elmalılı M. Hamdi Yazır. Farklı diğer yorumlar içinde, biz bunu tercih ettik. Doğrusu, bu âyet, tefsiri en zor olan nadir yerlerdendir. Gerçeği her yönü ile yalnız Allah – 'Ya RabbÃ, dedi, affet beni ve bana, benden sonra hiç kimseye nasib olmayacak bir hâkimiyet lutfet. Çünkü Sen, lütufları son derece bol olan vehhabsın!”36 – Biz rüzgârı onun emrine verdik. Rüzgâr, onun emriyle istediği yere tatlı tatlı – Bina yapan, dalgıçlık yapan her şeytanı, bukağılarla bağlı olan başkalarını da onun hizmetine bağlamaktan maksat, kötülük ve bozgunculuklara meydan verilmeyecek bir şekilde sıkı bir kontrol ve takip altına alınmış – Buyurduk 'Süleyman! İşte bu, sana ihsanımızdır. İster dağıt, ister yanında tut, bu konuda yetki sana verilmiştir, yaptığından dolayı sana bir hesap sorulmayacaktır” – Muhakkak ki onun Bize yakınlığı ve güzel bir akıbeti kibirlileri sevmez. Hata işleyen kimse, uyarıldıktan sonra yine de inat ve ısrarla günahında devam ederse, İblisin durumuna düşer. Hatasını kabul edip Rabbine yönelirse atası Hz. Âdemi örnek almış olur. Allah da Davud ve Süleyman gibi onu da bağışlar, hatta hiçbir kuluna vermediği yetki, servet ve saltanatı ona – Kulumuz Eyyub'u da hatırla! Hani o Rabbine 'Ya RabbÃ, şeytan bana bir yorgunluk ve işkence diye yalvarmıştı. [65,3]42 – Eyyub'a 'Ayağını yere vur! dedik, İşte sana kullanıp yıkanacağın ve içeceğin soğuk bir su!”43 – Nezdimizden bir rahmet ve sağduyu sahiplerine bir ibret olmak üzere ona; ailesini, çevresini ve onların bir mislini – Bir de ona 'Eline bir demet sap al, onunla vur! Yemininden dönen durumuna düşme” Biz onu pek sabırlı bulduk. Ne güzel kuldu o! O, gerçekten Allah'a yönelirdi. {KM, Eyub 2,8; 1,21-22}Denildiğine göre, Hz. Eyyub bir hadise dolayısıyla eşine yüz değnek vuracağına dair yemin etmişti. Böylece bir demet yaparak vurmakla yeminin yerine geleceği kendisine bildirilmişti Bu, belki de bu hususà durum ve benzeri durumlara mahsus bir fetvadır. Mesela eşi buna takat getiremezdi, yahut bu kadar ağır bir cezayı haketmemiş olabilirdi..45 – Ey Resulüm Kuvvetli ve basiretli olan o zatları; kullarımız İbrâhim, İshak ve Yâkubu da an!46 – Biz onları özellikle âhiret yurdunu düşünen ihlâslı kişiler – Üstelik onlar Bizim yanımızda seçkin ve hayırlı – İsmâil'i, Elyasa ve Zülkifl'i de hatırla. Onların hepsi hayırlı insanlardı. [21,85; 6,86]Elyasa İlyas İsrailoğulları üzerine halifesi olup, sonra kendisine peygamberlik verilmiştir. Zülkifl hk. 21,85 âyetine bkz. Son cümle, peygamberlerin günahsız olduklarının – İşte bu bir zikirdir, bir hatırlatmadır. Şüphesiz Allah'a karşı gelmekten sakınanlara güzel bir âkıbet – O güzel yer Kapıları yalnız kendilerine açılmış olan Adn – Onlar orada kanapelere dayanarak birçok meyveler ve içecekler isterler. [56,18]52 – Onların beraberinde, gözleri kocalarından başkasını görmeyen yumuşak bakışlı, aynı yaşta güzeller – Bu hesap günü için size vaad olunan şeyler – Gerçekten bu, Bizim ihsan ettiğimiz bir nasiptir ki onun asla biteceği yoktur. [16,96; 11,108; 41,8; 13,35]55-56 – İşte bu, mutlularadır. Ama azgınlara kötü bir âkıbet vardır ki o da girip yanacakları cehennemdir. Ne kötü bir yataktır o!57 – Bu böyledir! İşte tatsınlar bakalım o kaynar suları ve irinleri!58 – Bu böyledir! Daha bunlara benzer başka azaplar da – İşte şunlar dünyada körü körüne maiyetinizde koşup giden guruhtur!'Merhaba” olmasın, rahat yüzü görmesin o zalimler!Zira onlar cehenneme – Tâbi olanlar onlara 'Hayır, asıl size merhaba olmasın, rahat yüzü görmeyin sizler! Bu azabı bize getiren sizsiniz. O ne kötü yerdir!”61 – Sonra hep birden dua edip derler ki'Ya Rabbena, kim bunları önümüze yığdı ise, Sen onun azabını kat kat artır!” [7,38]62-63 – Azgınlar 'Neden acaba dünyada kendilerini değersiz saydığımız birtakım adamları burada görmüyoruz? Aklımız sıra, onlarla alay ederdik!Yoksa gözlerimiz onlardan kaydı da onun için mi kendilerini göremiyoruz?”64 – İşte bu, yani cehennemliklerin davalaşması kesin bir – De ki 'Ben sadece uyaran bir kesin bir gerçektir ki tek hakim olan Allah'dan başka ilah – O göklerin, yerin ve ikisinin arasındaki varlıkların Rabbidir. Mutlak galiptir, çok mağfiret – De ki 'Bu Kur'ân pek mühim bir – Ama siz ona sırtınızı – Mele-i Âla sakinleri tartışırlarken kendi aralarında neler konuştuklarına dair bilgim – Şu var ki Bana sadece, açıkça uyarmak için gönderilen bir elçi olduğum – Bir vakit Rabbin meleklere 'Ben, dedi, çamurdan bir beşer – Onu iyice biçimlendirip ona Ruhumdan üfleyince hep birden, hürmet göstermek için ona secde – Meleklerin hepsi secde – Lâkin İblis secde kibirlendi ve kâfirlerden – Allah buyurdu 'İblis! Benim ellerimle yarattığım mahlukuma neden secde etmedin?Gururlandın mı, yoksa kendini çok yükseklerde mi görüyorsun? {KM, Mezmurlar 119,73}Kur'ân-ı KerÃm'de Allah Teâlaya yed el kelimesi bazan tekil olarak yedullah, 48,1 bazan çoğul olarak eydina 36,71, bazan da burada olduğu gibi tesniye olarak iki el, yedeyye izâfe edilir. Bunların her birinde Allah'ın şanına yaraşan bir mâna kasdedilmiştir. Bu durum, bir yönden de şuna delâlet eder Allah mutlaktır, beşer ifadesindeki kayıtlar onun vasıflarını ve icraatını anlatmaya müfessire göre burada Allah Teâlanın bu tabiri kullanması, ihtimamla yaratmasından kinayedir. Yahut biri bedeni biçimlendirmeye, öbürü ruh üflenmesine işaret olmak üzere insanın ruh ve bedenini cemeden varlığını da hatıra – İblis 'Ben ondan üstünüm, çünkü beni ateşten, onu ise topraktan yarattın” – Allah 'Defol oradan! Sen artık kovulmuş birisin. Lânetim de, hesap gününe kadar senin – 'Ya Rabbi, bana insanların dirileceği güne kadar mühlet verir misin?” – Allah 'Haydi sana mühlet verildi!”81 – 'Sen belirli bir vakte kadar – İblis 'Öyle ise, senin izzetine yemin ederim ki ben de onların hepsini şaşırtacağım. Ancak Senin ihlasa erdirdiğin kullar bundan dedi. [17,62-65]84-85 – Allah buyurdu 'İşte bu doğru! Ben de şu hakikati söyleyeyim ki cehennemi, sen ve sana uyanlarla sure, bir bakıma, Kureyş önderlerinin 'Kitap gönderilecek bir o mu kalmış!” iddialarına, 9-10. âyetlerdeki kısa cevaptan sonra verilen uzun bir cevap olup özetle şöyledir 'Muhammed'i elçi seçmeme itiraz eden sizler, Âdemi kabul etmeyen İblis – De ki Ben de irşad ve risalet hizmetinden dolayı sizden bir ücret istemiyorum ve ben size kendiliğinden bir iddia içinde bulunan biri de değilim!” [32,13; 17,63]87 – Bu Kur'ân, ancak bütün milletler için bir – Onun verdiği haberin doğruluğunu bir süre sonra siz de pek iyi öğrenirsiniz. [6,19; 11,17]Bedava MP3 Download, MP3 indir, Ücretsiz MP3, Dangerous MP3, Dangerous MP3 kelimeleriyle sitemize gelenler için uyarıdır. Sitemizde hiçbir MP3 bulunmamaktadır! Lütfen sanata ve sanatçıya saygı için korsan müziğe hayır! Internetten mp3 yüklemek yerine onların kaset ve cd'lerini alarak destek olalım.

inne haza le rizkuna ma lehu min nefad