Mümin Suresi, 61. ayet: Allah, kendisinde sükun bulmanız için geceyi, aydınlık olarak da gündüzü sizin için var etti. Şüphesiz Allah, insanlara karşı (sınırsız) bir fazl sahibidir. Ancak insanların çoğu şükretmiyorlar. Şura Suresi, 23. ayet: İşte Allah, iman edip Allah onların ortak koştuklarından uzaktır. O, yaratan, yoktan var eden, şekil veren Allah’tır. Güzel isimler O’nundur. Göklerdeki ve yerdeki her şey O’nu tesbih eder. O, mutlak güç sahibidir, hüküm ve hikmet sahibidir. (Haşr- 22, 23, 24) Hastalıktan korunma duası . Bismillahirrahmanirrahim. Ve iza merıdtü fe hüve yeşfın Buda, Allah’ın üçüncü sıfatıdır. Bu da çok mer- hametli manasına ise de bu, daha husûsî bir mahiyettedir. Allah’ın Rahîm sıfatıyla mutta- sıf olmasından şunu anlıyoruz ki: Akıl ve ira- deye, iyiyi kötüden seçmek kudretine malik olarak yaratmış olduğu insanlara, Allah’ın sonraki nîmetleri bir değildir ve bir olma- yacaktır. BöyleceAllah senin geçmiş ve gelecek tüm günahlarını bağışlayacak, üzerindeki nimetini tamamlayacak ve seni dosdoğru bir yola eriştirecektir. Fetih Suresi 2. Ayet Meali وَاُخْرٰى لَمْ تَقْدِرُوا عَلَيْهَا قَدْ اَحَاطَ اللّٰهُ بِهَاۜ وَكَانَ اللّٰهُ عَلٰى كُلِّ شَيْءٍ قَد۪يرًا AncakAllah, sonsuz merhameti ve şefkati ile, insanlar için çeşit çeşit sebze ve meyve yaratmıştır. Üstelik bunların her birinin tadı birbirinden farklı ve güzeldir. İnsan yaşamak için yemek yemek zorundadır, ama Allah'ın rahmeti sayesinde, bir yandan da tüm bunların lezzetinden büyük zevk almaktadır. zWDFOD. Hudeybiye Barışı ile ilgili ayetler 30 kayıt Mümtehine / 12. Ayet يَٓا اَيُّهَا النَّبِيُّ اِذَا جَٓاءَكَ الْمُؤْمِنَاتُ يُبَايِعْنَكَ عَلٰٓى اَنْ لَا يُشْرِكْنَ بِاللّٰهِ شَيْـًٔا وَلَا يَسْرِقْنَ وَلَا يَزْن۪ينَ وَلَا يَقْتُلْنَ اَوْلَادَهُنَّ وَلَا يَأْت۪ينَ بِبُهْتَانٍ يَفْتَر۪ينَهُ بَيْنَ اَيْد۪يهِنَّ وَاَرْجُلِهِنَّ وَلَا يَعْص۪ينَكَ ف۪ي مَعْرُوفٍ فَبَايِعْهُنَّ وَاسْتَغْفِرْ لَهُنَّ اللّٰهَۜ اِنَّ اللّٰهَ غَفُورٌ رَح۪يمٌ Ey Peygamber! Mü’min kadınlar sana gelip de Allah’a hiçbir şeyi ortak koşmamak, hırsızlık yapmamak, zinâ etmemek, çocuk­larını öldürmemek, elleriyle ayakları arasında bir iftirâ uydurup getirmemek, dine ve akla uygun hiçbir konuda sana karşı gelmemek hususlarında sana beyat etmek istediklerinde, sen de onların beyatını kabul et ve onlar için Allah’tan bağışlanma dile! Şüphesiz Allah, çok bağışlayıcıdır, sonsuz merhamet sahibidir. Fetih / 1. Ayet اِنَّا فَتَحْنَا لَكَ فَتْحًا مُب۪ينًاۙ Rasûlüm! Gerçekten biz sana, ardı ardına gelecek nice fetihlerin öncüsü ve müjdecisi olacak apaçık bir fetih ihsân ettik. Fetih / 2. Ayet لِيَغْفِرَ لَكَ اللّٰهُ مَا تَقَدَّمَ مِنْ ذَنْبِكَ وَمَا تَاَخَّرَ وَيُتِمَّ نِعْمَتَهُ عَلَيْكَ وَيَهْدِيَكَ صِرَاطًا مُسْتَق۪يمًاۙ Böylece Allah senin geçmiş ve gelecek tüm günahlarını bağışlayacak, üzerindeki nimetini tamamlayacak ve seni dosdoğru bir yola eriştirecektir. Fetih / 3. Ayet وَيَنْصُرَكَ اللّٰهُ نَصْرًا عَز۪يزًا Şanlı, şerefli bir zaferle sana yardım edecektir. Fetih / 4. Ayet هُوَ الَّذ۪ٓي اَنْزَلَ السَّك۪ينَةَ ف۪ي قُلُوبِ الْمُؤْمِن۪ينَ لِيَزْدَادُٓوا ا۪يمَانًا مَعَ ا۪يمَانِهِمْۜ وَلِلّٰهِ جُنُودُ السَّمٰوَاتِ وَالْاَرْضِۜ وَكَانَ اللّٰهُ عَل۪يمًا حَك۪يمًاۙ O Allah, imanlarına iman katmaları için mü’minlerin kalplerine sekînet, huzur ve itminân indirdi. Göklerin ve yerin orduları yalnızca Allah’ındır. Allah, her şeyi hakkiyle bilen, her hükmü ve işi hikmetli ve sağlam olandır. Fetih / 5. Ayet لِيُدْخِلَ الْمُؤْمِن۪ينَ وَالْمُؤْمِنَاتِ جَنَّاتٍ تَجْر۪ي مِنْ تَحْتِهَا الْاَنْهَارُ خَالِد۪ينَ ف۪يهَا وَيُكَفِّرَ عَنْهُمْ سَيِّـَٔاتِهِمْۜ وَكَانَ ذٰلِكَ عِنْدَ اللّٰهِ فَوْزًا عَظ۪يمًاۙ Böylece Allah mü’min erkek ve mü’min kadınların günahlarını örtecek ve onları, ebediyen kalmak üzere, içinden ırmaklar akan cennetlere yerleştirecektir. Allah katında en büyük başarı ve kurtuluş işte budur. Fetih / 6. Ayet وَيُعَذِّبَ الْمُنَافِق۪ينَ وَالْمُنَافِقَاتِ وَالْمُشْرِك۪ينَ وَالْمُشْرِكَاتِ الظَّٓانّ۪ينَ بِاللّٰهِ ظَنَّ السَّوْءِۜ عَلَيْهِمْ دَٓائِرَةُ السَّوْءِۚ وَغَضِبَ اللّٰهُ عَلَيْهِمْ وَلَعَنَهُمْ وَاَعَدَّ لَهُمْ جَهَنَّمَۜ وَسَٓاءَتْ مَص۪يرًا Diğer taraftan, Allah hakkında kötü zan besleyen münafık erkeklerle münafık kadınları ve müşrik erkeklerle müşrik kadınları da cezalandıracaktır. Müslümanlar için istedikleri kötülük çemberi, kendi başlarına geçsin! Allah onlara gazap etmiş, onları rahmetinden kovmuş ve onlar için cehennemi hazırlamıştır. Ne kötü bir dönüş yeridir orası! Fetih / 7. Ayet وَلِلّٰهِ جُنُودُ السَّمٰوَاتِ وَالْاَرْضِۜ وَكَانَ اللّٰهُ عَز۪يزًا حَك۪يمًا Göklerin ve yerin orduları yalnızca Allah’ındır. Allah, kudreti dâimâ üstün gelen, her hükmü ve işi hikmetli ve sağlam olandır. Fetih / 8. Ayet اِنَّٓا اَرْسَلْنَاكَ شَاهِدًا وَمُبَشِّرًا وَنَذ۪يرًاۙ Rasûlüm! Şüphesiz biz seni bir şâhit, bir müjdeci ve bir uyarıcı olarak gönderdik. Fetih / 9. Ayet لِتُؤْمِنُوا بِاللّٰهِ وَرَسُولِه۪ وَتُعَزِّرُوهُ وَتُوَقِّرُوهُۜ وَتُسَبِّحُوهُ بُكْرَةً وَاَص۪يلًا Tâ ki ey insanlar, Allah’a ve Rasûlü’ne iman edesiniz, O’nun dinine ve Peygamberi’ne yardım edesiniz, O’na ve Peygamberi’ne saygı gösteresiniz ve O’nu sabah akşam tesbih edesiniz! Fetih / 10. Ayet اِنَّ الَّذ۪ينَ يُبَايِعُونَكَ اِنَّمَا يُبَايِعُونَ اللّٰهَۜ يَدُ اللّٰهِ فَوْقَ اَيْد۪يهِمْۚ فَمَنْ نَكَثَ فَاِنَّمَا يَنْكُثُ عَلٰى نَفْسِه۪ۚ وَمَنْ اَوْفٰى بِمَا عَاهَدَ عَلَيْهُ اللّٰهَ فَسَيُؤْت۪يهِ اَجْرًا عَظ۪يمًا۟ Rasûlüm! Sana beyat edenler, gerçekte Allah’a beyat etmektedirler. Allah’ın eli, onların beyat için uzanan elleri üzerindedir. Artık kim beyatini bozarsa ancak kendi zararına bozmuş olur. Kim de Allah’a verdiği sözde durur, onun gereğini getirirse, hiç şüphesiz Allah ona yakın bir gelecekte büyük bir mükâfat verecektir. Fetih / 11. Ayet سَيَقُولُ لَكَ الْمُخَلَّفُونَ مِنَ الْاَعْرَابِ شَغَلَتْنَٓا اَمْوَالُنَا وَاَهْلُونَا فَاسْتَغْفِرْ لَنَاۚ يَقُولُونَ بِاَلْسِنَتِهِمْ مَا لَيْسَ ف۪ي قُلُوبِهِمْۜ قُلْ فَمَنْ يَمْلِكُ لَكُمْ مِنَ اللّٰهِ شَيْـًٔا اِنْ اَرَادَ بِكُمْ ضَرًّا اَوْ اَرَادَ بِكُمْ نَفْعًاۜ بَلْ كَانَ اللّٰهُ بِمَا تَعْمَلُونَ خَب۪يرًا Hudeybiye seferine katılmayıp geride kalan bedevîler sana gelip “Mallarımız ve evlatlarımız bizi oyaladı, seferden alıkoydu; ne olur bizim için Allah’tan bağışlanma dile” diyecekler. Onlar, gönüllerinde olmayanı dillerinin ucuyla söylüyorlar. De ki “Eğer Allah size bir zarar vermek veya bir fayda sağlamak istese, O’ndan size gelecek şeyi kim engelleyebilir? Doğrusu Allah bütün yaptıklarınızdan haberdardır. Fetih / 12. Ayet بَلْ ظَنَنْتُمْ اَنْ لَنْ يَنْقَلِبَ الرَّسُولُ وَالْمُؤْمِنُونَ اِلٰٓى اَهْل۪يهِمْ اَبَدًا وَزُيِّنَ ذٰلِكَ ف۪ي قُلُوبِكُمْ وَظَنَنْتُمْ ظَنَّ السَّوْءِۚ وَكُنْتُمْ قَوْمًا بُورًا Aslında siz, Peygamber’in ve mü’minlerin müşrikler tarafından öldürülüp bir daha ebediyen âilelerine geri dönmeyeceklerini sanıyordunuz. Üstelik bu kuruntu gönüllerinizde iyice allanıp pullanmış ve pek kötü bir zanna kapılmıştınız. Böylece helâki hak eden bir gürûh olup çıkmıştınız. Fetih / 13. Ayet وَمَنْ لَمْ يُؤْمِنْ بِاللّٰهِ وَرَسُولِه۪ فَاِنَّٓا اَعْتَدْنَا لِلْكَافِر۪ينَ سَع۪يرًا Kim Allah’a ve Peygamberi’ne iman etmezse, iyi bilsin ki, biz kâfirler için çılgın bir ateş hazırlamışızdır. Fetih / 14. Ayet وَلِلّٰهِ مُلْكُ السَّمٰوَاتِ وَالْاَرْضِۜ يَغْفِرُ لِمَنْ يَشَٓاءُ وَيُعَذِّبُ مَنْ يَشَٓاءُۜ وَكَانَ اللّٰهُ غَفُورًا رَح۪يمًا Göklerin ve yerin mutlak mülkiyeti ve hâkimiyeti Allah’ındır. Dilediğini bağışlar, dilediğine azap eder. Allah çok bağışlayıcıdır, engin merhamet sahibidir. Fetih / 15. Ayet سَيَقُولُ الْمُخَلَّفُونَ اِذَا انْطَلَقْتُمْ اِلٰى مَغَانِمَ لِتَأْخُذُوهَا ذَرُونَا نَتَّبِعْكُمْۚ يُر۪يدُونَ اَنْ يُبَدِّلُوا كَلَامَ اللّٰهِۜ قُلْ لَنْ تَتَّبِعُونَا كَذٰلِكُمْ قَالَ اللّٰهُ مِنْ قَبْلُۚ فَسَيَقُولُونَ بَلْ تَحْسُدُونَنَاۜ بَلْ كَانُوا لَا يَفْقَهُونَ اِلَّا قَل۪يلًا Siz Hayber’deki ganimetleri almaya gittiğinizde Hudeybiye seferinden geri kalanlar “Bırakın, biz de sizin peşinizden gelelim” diyecekler. Onlar, Allah’ın hükmünü değiştirmek istiyorlar. De ki “Siz bizimle asla gelemezsiniz; çünkü Allah daha önce hakkınızda böyle buyurdu.” Bu kez “Aslında siz bizi kıskanıyorsunuz” diyecekler. Bilakis onlar, meselenin özünü kavrayamayan anlayışı kıt kimselerdir. Fetih / 16. Ayet قُلْ لِلْمُخَلَّف۪ينَ مِنَ الْاَعْرَابِ سَتُدْعَوْنَ اِلٰى قَوْمٍ اُو۬ل۪ي بَأْسٍ شَد۪يدٍ تُقَاتِلُونَهُمْ اَوْ يُسْلِمُونَۚ فَاِنْ تُط۪يعُوا يُؤْتِكُمُ اللّٰهُ اَجْرًا حَسَنًاۚ وَاِنْ تَتَوَلَّوْا كَمَا تَوَلَّيْتُمْ مِنْ قَبْلُ يُعَذِّبْكُمْ عَذَابًا اَل۪يمًا Seferden geri kalan o bedevilere de ki “Siz yakında çok kuvvetli ve savaşçı bir millete karşı savaşmaya çağrılacaksınız. Ya savaşı kazanıncaya veya ölünceye kadar onlarla savaşırsınız yahut onlar kendiliğinden teslim olup boyun eğerler. Eğer emre itaat ederseniz, Allah size güzel bir mükâfat verecektir. Yok, eğer önceden döndüğünüz gibi yine dönerseniz, sizi can yakıcı bir azapla cezalandıracaktır.” Fetih / 17. Ayet لَيْسَ عَلَى الْاَعْمٰى حَرَجٌ وَلَا عَلَى الْاَعْرَجِ حَرَجٌ وَلَا عَلَى الْمَر۪يضِ حَرَجٌۜ وَمَنْ يُطِعِ اللّٰهَ وَرَسُولَهُ يُدْخِلْهُ جَنَّاتٍ تَجْر۪ي مِنْ تَحْتِهَا الْاَنْهَارُۚ وَمَنْ يَتَوَلَّ يُعَذِّبْهُ عَذَابًا اَل۪يمًا۟ Savaşa katılmama hususunda köre günah yoktur, topala günah yoktur, hastaya da günah yoktur. Kim Allah’a ve Rasûlü’ne itaat ederse, Allah onu altlarından ırmaklar akan cennetlere yerleştirecektir. Kim de yüz çevirirse onu da can yakıcı bir azapla cezalandıracaktır. Fetih / 18. Ayet لَقَدْ رَضِيَ اللّٰهُ عَنِ الْمُؤْمِن۪ينَ اِذْ يُبَايِعُونَكَ تَحْتَ الشَّجَرَةِ فَعَلِمَ مَا ف۪ي قُلُوبِهِمْ فَاَنْزَلَ السَّك۪ينَةَ عَلَيْهِمْ وَاَثَابَهُمْ فَتْحًا قَر۪يبًاۙ Muhakkak ki Allah, Hudeybiye’de o ağacın altında sana beyat ettikleri sırada o mü’minlerden râzı oldu. Onların kalplerindeki ihlâs, temiz niyet ve içten bağlılığı gördü; bu sebeple üzerlerine sekînet, huzur ve itminân indirdi. Onları yakında gerçekleşecek bir fetihle mükâfatlandırdı. Fetih / 19. Ayet وَمَغَانِمَ كَث۪يرَةً يَأْخُذُونَهَاۜ وَكَانَ اللّٰهُ عَز۪يزًا حَك۪يمًا Onlara, elde edecekleri pek çok ganimetler de nasip etti. Allah, kudreti dâimâ üstün gelen, her hükmü ve işi hikmetli ve sağlam olandır. Fetih / 20. Ayet وَعَدَكُمُ اللّٰهُ مَغَانِمَ كَث۪يرَةً تَأْخُذُونَهَا فَعَجَّلَ لَكُمْ هٰذِه۪ وَكَفَّ اَيْدِيَ النَّاسِ عَنْكُمْۚ وَلِتَكُونَ اٰيَةً لِلْمُؤْمِن۪ينَ وَيَهْدِيَكُمْ صِرَاطًا مُسْتَق۪يمًاۙ Allah size, elde edeceğiniz daha pek çok ganimetler vadetti. Şimdilik size bu ganimetleri verdi ve düşman topluluklarının ellerini üzerinizden çekti ki, bütün bunlar, Allah’ın mü’minlere olan vadinin doğruluğuna bir delil olsun ve sizi her konuda dosdoğru bir yola eriştirsin. Fetih / 21. Ayet وَاُخْرٰى لَمْ تَقْدِرُوا عَلَيْهَا قَدْ اَحَاطَ اللّٰهُ بِهَاۜ وَكَانَ اللّٰهُ عَلٰى كُلِّ شَيْءٍ قَد۪يرًا Henüz elde edemediğiniz daha nice ganimetler ve nimetler var ki, Allah onları ilmi ve kudretiyle kuşatmış ve bunları size vereceğini takdir buyurmuştur. Allah, her şeye hakkiyle güç yetirendir. Fetih / 22. Ayet وَلَوْ قَاتَلَكُمُ الَّذ۪ينَ كَفَرُوا لَوَلَّوُا الْاَدْبَارَ ثُمَّ لَا يَجِدُونَ وَلِيًّا وَلَا نَص۪يرًا Eğer o kâfirler, beyat sonrası Hudeybiye’de sizinle savaşsalardı, elbette arkalarını dönüp kaçacaklardı; sonra da kendilerine ne bir dost ne de bir yardımcı bulabileceklerdi. Fetih / 23. Ayet سُنَّةَ اللّٰهِ الَّت۪ي قَدْ خَلَتْ مِنْ قَبْلُۚ وَلَنْ تَجِدَ لِسُنَّةِ اللّٰهِ تَبْد۪يلًا Allah’ın öteden beri uygulanan kanunu böyledir. Allah’ın kanununda asla bir değişiklik bulamazsın! Fetih / 24. Ayet وَهُوَ الَّذ۪ي كَفَّ اَيْدِيَهُمْ عَنْكُمْ وَاَيْدِيَكُمْ عَنْهُمْ بِبَطْنِ مَكَّةَ مِنْ بَعْدِ اَنْ اَظْفَرَكُمْ عَلَيْهِمْۜ وَكَانَ اللّٰهُ بِمَا تَعْمَلُونَ بَص۪يرًا O Allah ki, Mekke’nin göbeğinde size o kâfirlere karşı zafer nasip ettikten sonra, onların ellerini sizden, sizin ellerinizi de onlardan çekti. Allah, bütün yaptıklarınızı çok iyi görmektedir. Fetih / 25. Ayet هُمُ الَّذ۪ينَ كَفَرُوا وَصَدُّوكُمْ عَنِ الْمَسْجِدِ الْحَرَامِ وَالْهَدْيَ مَعْكُوفًا اَنْ يَبْلُغَ مَحِلَّهُۜ وَلَوْلَا رِجَالٌ مُؤْمِنُونَ وَنِسَٓاءٌ مُؤْمِنَاتٌ لَمْ تَعْلَمُوهُمْ اَنْ تَطَؤُ۫هُمْ فَتُص۪يبَكُمْ مِنْهُمْ مَعَرَّةٌ بِغَيْرِ عِلْمٍۚ لِيُدْخِلَ اللّٰهُ ف۪ي رَحْمَتِه۪ مَنْ يَشَٓاءُۚ لَوْ تَزَيَّلُوا لَعَذَّبْنَا الَّذ۪ينَ كَفَرُوا مِنْهُمْ عَذَابًا اَل۪يمًا Mekkeli müşrikler, inkârda direttiler ve sizi Mescid-i Haram’ı ziyâret etmekten ve bekletilmekte olan hediye kurbanlıkları da kesim yerlerine ulaşmaktan engellediler. Eğer Mekke’de kendilerini henüz tanımadığınız mü’min erkeklerle mü’min kadınlar olmasaydı; bunları bilmeden ezmeniz ve bu yüzden üzüntü ve zarara uğramanız ihtimali bulunmasaydı Allah ellerinizi birbirinizden çekmez, savaşarak şehre girmenize engel olmazdı. Ancak dilediği kimseleri rahmetine eriştirmek için Allah sizin elinizi onlardan çekmiştir. Şâyet onlar birbirlerinden iyice seçilip ayrılmış olsalardı, onların kâfir olanlarını elbette can yakıcı bir azaba uğratırdık. Fetih / 26. Ayet اِذْ جَعَلَ الَّذ۪ينَ كَفَرُوا ف۪ي قُلُوبِهِمُ الْحَمِيَّةَ حَمِيَّةَ الْجَاهِلِيَّةِ فَاَنْزَلَ اللّٰهُ سَك۪ينَتَهُ عَلٰى رَسُولِه۪ وَعَلَى الْمُؤْمِن۪ينَ وَاَلْزَمَهُمْ كَلِمَةَ التَّقْوٰى وَكَانُٓوا اَحَقَّ بِهَا وَاَهْلَهَاۜ وَكَانَ اللّٰهُ بِكُلِّ شَيْءٍ عَل۪يمًا۟ O zaman inkâr edenler gönüllerinde o taassubu; o câhiliye taassup ve gururunu alevlendirirken, Allah da Peygamberi’nin ve mü’minlerin üzerine sekînetini, huzur ve itminân duygusunu indirdi ve onların takvâ sözüne tutunmalarını nasip etti. Zâten onlar buna pek lâyık ve ehil idiler. Allah, her şeyi hakkiyle bilendir. Fetih / 27. Ayet لَقَدْ صَدَقَ اللّٰهُ رَسُولَهُ الرُّءْيَا بِالْحَقِّۚ لَتَدْخُلُنَّ الْمَسْجِدَ الْحَرَامَ اِنْ شَٓاءَ اللّٰهُ اٰمِن۪ينَۙ مُحَلِّق۪ينَ رُؤُ۫سَكُمْ وَمُقَصِّر۪ينَۙ لَا تَخَافُونَۜ فَعَلِمَ مَا لَمْ تَعْلَمُوا فَجَعَلَ مِنْ دُونِ ذٰلِكَ فَتْحًا قَر۪يبًا Şüphesiz Allah, Rasûlü’nün gördüğü rüyâyı gerçekleştirerek doğru çıkaracaktır. Allah’ın izniyle siz, kiminiz başını tamâmen tıraş ettirmiş, kiminiz saçlarını kısaltmış olarak, korkmadan ve tam bir emniyet içinde Mescid-i Haram’a gireceksiniz. Allah, sizin bilmediğinizi biliyor. Onun için size Mekke’nin fethinden önce yakında gerçekleşecek bir başka fetih daha nasip etti. Fetih / 28. Ayet هُوَ الَّذ۪ٓي اَرْسَلَ رَسُولَهُ بِالْهُدٰى وَد۪ينِ الْحَقِّ لِيُظْهِرَهُ عَلَى الدّ۪ينِ كُلِّه۪ۜ وَكَفٰى بِاللّٰهِ شَه۪يدًاۜ Rasûlü’nü bütün dinlere üstün kılmak üzere hidâyet ve hak din ile gönderen O’dur. Buna şâhit olarak Allah yeter! Fetih / 29. Ayet مُحَمَّدٌ رَسُولُ اللّٰهِۜ وَالَّذ۪ينَ مَعَهُٓ اَشِدَّٓاءُ عَلَى الْكُفَّارِ رُحَمَٓاءُ بَيْنَهُمْ تَرٰيهُمْ رُكَّعًا سُجَّدًا يَبْتَغُونَ فَضْلًا مِنَ اللّٰهِ وَرِضْوَانًاۘ س۪يمَاهُمْ ف۪ي وُجُوهِهِمْ مِنْ اَثَرِ السُّجُودِۜ ذٰلِكَ مَثَلُهُمْ فِي التَّوْرٰيةِۚۛ وَمَثَلُهُمْ فِي الْاِنْج۪يلِ۠ۛ كَزَرْعٍ اَخْرَجَ شَطْـَٔهُ۫ فَاٰزَرَهُ فَاسْتَغْلَظَ فَاسْتَوٰى عَلٰى سُوقِه۪ يُعْجِبُ الزُّرَّاعَ لِيَغ۪يظَ بِهِمُ الْكُفَّارَۜ وَعَدَ اللّٰهُ الَّذ۪ينَ اٰمَنُوا وَعَمِلُوا الصَّالِحَاتِ مِنْهُمْ مَغْفِرَةً وَاَجْرًا عَظ۪يمًا Muhammed Allah’ın Rasûlüdür. Beraberinde bulunan mü’­minler kâfirlere karşı çok sert ve tavizsiz, kendi aralarında gâyet merhametlidirler. Onları görürsün; cemaatle rükû ve secde ederek Allah’ın lutuf ve hoşnutluğunu ararlar. Secde izinden meydana gelen nişanları yüzlerindedir. Onların Tevrat’taki vasıfları budur. İncil’deki vasıfları da şöyledir Onlar filizini yarıp çıkarmış, derken onu kuvvetlendirmiş, derken kalınlaşmış, gövdesi üzerine dikilmiş bir ekine benzerler ki bu, ziraatçilerin pek hoşuna gider. İşte Allah, her devirde böylesine güçlü ve dirençli mü’minler yetiştirerek, onlar sâyesinde, mazlumlara kan kusturan kâfirleri öfkelendirip çileden çıkarır. Allah, bunlar arasından iman edip sâlih ameller yapanlara bağışlanma ve büyük bir mükâfat vadetmektedir. Meal Fihrist A B C Ç D E F G H I İ J K L M N O Ö P R S Ş T U Ü V Y Z Güzel Kurani kerimimizde geçen merhamet ile ilgili ayetler. Kuranda geçen merhamet ile ilgili ayetler tarafmizca seçilip otomatik listelenmekte. Kuranda merhamet ile alakali tahmini 22 ayet geçiyor 3132 - Allah ve Peygambere itaat edin ki, size de merhamet edilsin. 4110 - Kim bir kötülük işler, yahut nefsine zulmeder, sonra da Allah'tan bağışlanmasını dilerse, Allah'ı bağışlayıcı ve esirgeyici bulur. 7149 - Ne zaman ki, ellerine kırağı düşürüldü yaptıklarına pişman oldular, o zaman sapıtmış olduklarını gördüler. "Yemin olsun ki; eğer Rabbimiz bize merhamet etmez ve bizi bağışlamazsa, muhakkak biz kötü akıbete düşenlerden olacağız." dediler. 7151 - Musa dedi ki "Ey Rabbim! Beni ve kardeşimi bağışla! Bizi rahmetinin içine al. Sen merhametlilerin en merhametlisisin." 1292 - Yusuf dedi "Bugün size bir ayıplama ve azarlama yoktur. Allah, sizi, mağfiretiyle bağışlasın. O, merhamet edenlerin en merhametlisidir." 167 - Bu hayvanlar, ancak güçlükle varabileceğiniz bir memlekete yüklerinizi taşır. Rabbiniz, şüphesiz çok şefkatlidir, çok merhametlidir. 1647 - Yahut ta kendilerini azar azar yakalayıp helak etmesinden emin mi oldular? Şüphesiz Rabbiniz çok şefkatlidir, çok merhametlidir. 178 - Olur ki Rabbiniz size merhamet eder. Ama siz tekrar dönerseniz biz de döneriz. Cehennemi, kâfirler için kuşatıcı bir zindan yaptık. 1754 - Rabbiniz sizi çok daha iyi bilir. Dilerse tevbeniz sebebiyle size merhamet eder, dilerse azab eder. Seni de onların üzerine vekil göndermedik. 1766 - Rabbiniz, lütfundan nasib arayasınız diye, sizin için denizde gemileri yürüten kudret sahibidir. Şüphesiz O, size çok merhametlidir. 1881 - "İstedik ki Rabbleri onun yerine kendilerine ondan temizlikçe daha hayırlı ve daha çok merhamet eden birini versin." 2183 - Eyyûb da "Başıma bir bela geldi, sana sığındım, sen merhametlilerin en merhametlisisin" diye Rabbine nida etti. 2265 - Görmedin mi ki, Allah bütün yerdekileri ve emriyle denizlerde akıp giden gemileri hep sizin buyruğunuz altına verdi. Göğü de izni olmaksızın yere düşmekten o koruyup havada tutuyor. Şüphesiz Allah insanlara çok şefkatlidir, çok merhametlidir. 2375 - Eğer onlara acıyıp da için de bulundukları sıkıntıyı giderseydik, iyice körleşerek azgınlıklarında büsbütün direnirlerdi. 23109 - Çünkü kullarımdan bir zümre "Rabbimiz! Biz iman ettik; öyle ise bizi bağışla, bize merhamet et, sen, merhametlilerin en iyisisin." diyorlardı. 23118 - Resulüm! De ki "Rabbim, bağışla ve merhamet et! Sen merhametlilerin en iyisisin." 269 - Ve şüphe yok ki Rabbin, galip ve engin merhamet sahibidir. 2921 - O, dilediğine azab eder, dilediğine rahmet eder. Ancak O'na döndürüleceksiniz. 3021 - Yine O'nun âyetlerindendir ki, sizin için nefislerinizden kendilerine ısınırsınız diye eşler yaratmış, aranıza bir sevgi ve merhamet koymuştur. Şüphesiz ki bunda düşünecek bir kavim için nice ibretler vardır. 4829 - Muhammed Allah'ın elçisidir. Onun yanında bulunanlar da kâfirlere karşı çetin, kendi aralarında merhametlidirler. Onları rükûa varırken secde ederken görürsün. Allah'tan lütuf ve rıza isterler. Yüzlerinde secdelerin izinden nişanları vardır. Bu, onların Tevrat'taki vasıflarıdır. İncil'deki vasıfları da şöyledir Onlar filizini yarıp çıkarmış, gittikçe onu kuvvetlendirerek kalınlaşmış, gövdesi üzerine dikilmiş bir ekine benzerler ki bu, ziraatçıların da hoşuna gider. Allah böylece onları çoğaltıp kuvvetlendirmekle kâfirleri öfkelendirir. Allah inanıp iyi işler yapanlara mağfiret ve büyük bir mükâfat vaad etmiştir. 5727 - Sonra bunların izinden ard arda peygamberlerimizi gönderdik. Meryem oğlu İsa'yı da arkalarından gönderdik, ona İncil'i verdik ve ona uyanların yüreklerine bir şefkat ve merhamet koyduk. Uydurdukları ruhbanlığa gelince onu, biz yazmadık. Fakat kendileri Allah rızasını kazanmak için yaptılar. Ama buna da gereği gibi uymadılar. Biz de onlardan iman edenlere mükafatlarını verdik. İçlerinden çoğu da yoldan çıkmışlardır. 9017 - Sonra da iman edip de sabrı tavsiye eden ve merhamet tavsiye edenlerden olmaktır. Allah’ın Sonsuz Merhameti, Rahmeti, Mutlak Adaleti, Sınırsız Hikmeti, Er-Rahmân İsmi Allah’ın merhameti bu dünyada bütün varlıkları kuşatmaktadır. Çünkü er-Rahmân acıyan, merhamet eden güzel ismi kâfir, münafık ve Müslüman olan bütün insanları içerisine alan bir anlam genişliğine sahiptir. Hatta bitki ve hayvanlar da buna dâhildirler. Melekler ve cinler de bu isimden insanlar kadar yararlanırlar. Allah’ın bu dünyada gönderdiği hak dine inanmayanlara merhamet etmesini yanlış anlamamak lazımdır. Aslında bu merhamet dünya yaşamı gibi fanidir. Ahirette geçerli değildir. Allah gönderdiği hak dine inanmayıp karşı gelenleri ahirette el-Kahhâr güzel ismiyle cehennem ateşiyle cezalandıracaktır. Allah bu dünyaya hiçbir değer vermediği için kendi hak dinine inanmayıp karşı gelenlere dünya yaşamları süresince merhamet etmektedir. Bir hadis-i şerifte belirtildiği üzere, “Eğer Allah’ın yanında dünyanın bir sivrisinek kanadı kadar değeri olsaydı kâfirler ondan bir yudum su içemezlerdi.” İlahi dinlerden birisi olan Yahudilik, insanlar tarafından kutsal kitapları tahrif edilmesi sonucu Allah’ın er-Rahman güzel ismini kabul etmemesiyle dikkati çeker. Yahudilik bu yüzden adeta ulusal bir din haline gelmiştir. Oysa Allah’ın hak dinlerinin karakteri evrensel bir özellik taşırlar. Coğrafi sınırları aştığı gibi tüm zamanlarda insanları kucaklayıcıdır. Çünkü Allah tüm insanların yaratıcısıdır. Dinleri sadece bazı kavimdekiler, ayrıcalıklı kimseler kurtulsun diye değil tüm insanlar yararlansın diye indirmiştir. Allah anne-babadan atalardan devralınan dinin sorgulanması gerektiğine Kuran-ı Kerim’in değişik ayetlerinde değinmiştir “Onlara Allah’ın indirdiğine uyun denilse, Hayır, biz atalarımızın izlediği yola tabi oluruz.’ derler. Peki ya ataları bir şey düşünmeyen, doğru yolu bulamayan kimseler olsalar da mı? Bakara suresi, ayet 170”, “Kendilerine Allah’ın indirdiğine uyun denildiğinde Hayır, biz atalarımızı üzerinde bulduğumuz yolu izleriz.’ derler. Şeytan kendilerini alevli ateşin azabına çağırıyor olsa da mı? Lokman suresi, ayet 21” Bu açıdan gerçek inanç, hak din, kişinin kendi yaşamını sorgulayıp bilinçli bir biçimde yüce Allah’ı Rab yani kendisini terbiye edip hayat biçimini düzenlemeye hak sahibi kılmak, Hz. Muhammed’i peygamber yani yaşamında örnek ve ideal kişi olarak kabul etmesiyle olur. Bir insan iradesiyle Yahudilik dinini tercih edip bu dine girmek istediğinde önünde Yahudi milletinden olmama engeli vardır. Bu yüzden Yahudiler kendilerinin Allah tarafından seçilmiş bir kavim olduklarını sanırlar. Başka milletlere hor ve hakir bir gözle bakmak Yahudi inancında önemli bir yer tutar. Tahrif edilen kutsal kitaplarında bununla ilgili pek çok ayet vardır. Kuşkusuz burada sıkıntılı olan nokta, hem başka milletleri küçük görmek hem de onların Yahudilik inancına girmelerini engellemektir. Yahudilik dininin tüm bu olumsuz tarafları yüce Allah’ın er-Rahman güzel ismi ile çatışmaktadır. İslam dinine göre Allah sınırsız merhamet sahibidir er-Rahman. Tüm kullarına karşı mutlak adaletiyle el-Adl aynı derecede merhamet gösterir. Bir babanın evlatları arasında ayrım yapmaması gibi yüce Allah da yarattığı bütün kullarına mutlak bir eşitlikle sınırsız merhamet duyar. Allah bu dünyada İslam dininin egemen olduğu toplum ve coğrafya dışında dünyaya gelen ve batıl dinlere mensup olan insanlara karşı da merhametlidir. Ehlisünnet itikadına göre onlar hak dinle tanışmadıklarında yada onun tebliği ile gerçek anlamda karşılaşmadıklarında ahirette Allah’ın merhametiyle muamele görecekler, hesaptan muaf tutulacaklardır. Allah’ın bu dünyada kendi varlığını inkâr eden Ateist’e karşı da merhameti vardır. Allah er-Rahman güzel ismiyle bir insanın Müslüman bir toplum ve coğrafyada doğması ile başka batıl dinlerin toplum ve coğrafyasında doğmasını mahiyetini ancak ahirette bilebileceğimiz pek çok hikmeti el-Hakîm, mutlak adaleti ve sınırsız merhameti ile insanların iyiliğine ve yararına uygun olarak seçmiştir. Yine insanın iradesi dışında olan kimlik ve fiziksel özellikleri hep Allah’ın pek çok hikmeti, mutlak adaleti ve sınırsız merhametiyle insanın iyiliği ve yararı gözetilerek verilmiş yada seçilmiştir Örneğin ülkesi, memleketi, ırkı, derisinin rengi, cinsiyeti, ailesi; çirkinliği, güzelliği, sakatlığı… Yalnız bunlar, dünya yaşamının dar ve yüzeysel bakış açısıyla kavranamayacak bir özellik taşırlar. Öyle oluşunun gerçek hikmeti yada hikmetleri ahirette bilinebilecektir. Aslında her biri bir sınav konusudur. Ahirette ebedi ödül yada ceza görmede önemli rol oynamaktadırlar. Sözgelimi güzelliğini ve dişiliğini kötüye kullanarak çeşitli günahlar işleyen birisi elindeki bu nimetlerin kadrini bilememiştir. Allah hiçbir kavme ayrıcalık tanımadığı gibi her bir insana da inançta bizim mahiyetini pek bilemeyeceğimiz pek çok hikmetle, bir gizli mutlak adaletle ve sınırsız bir merhametle hükmetmektedir. Bir insanın dış dünya ile ilişkisini koparması, başka insanları sevmek istememesi ruhsal açıdan sağlıklı bir durum değildir. Yine bir insanın mensubu bulunduğu ırkı, ulusu yüceltip başka ırk ve uluslara düşman olması da bunun gibi bir rahatsızlık halidir. İşte Yahudiliğin de temelinde böyle bir tavır ve dünya görüşü mevcuttur. Yahudiler, başka dinlere mensup insanlara karşı küçümser bir tavırla düşmanlık ve olumsuz duygular duymuşlar, ayrıca kendi iç dünyalarına kapanarak da sevgi ve saygılarını yitirmişlerdir. Oysa bir Müslüman bir Yahudi’ye Allah’ın er-Rahmân güzel ismi gereği insan olması dolayısı ile büyük bir saygı duymak ve ayrıca onun dinine de saygı göstermek zorundadır. Benim bu yazıdaki amacım, Yahudi dinini eleştirmek değildir. Ondan ders çıkarmaktır. Asıl Müslüman olarak kendimizi eleştirmektir. Yahudilik de başlangıçta hak temele dayanan bir dindi. Ama kutsal kitabı tahrif olduktan sonra bu hale geldi. Yahudiliğin eleştirdiğimiz bu hali farkına varmadan bizlere de bulaşmakta, Müslümanlar da Müslüman olmayanlara yanlış bir göz ve değerlendirmeyle bakmaktadır. Bunda elbette en büyük pay nefis ve şeytanlarındır. Müslümanlar nefis ve şeytanların etkisiyle kendilerinin ayrıcalıklı ve cennet halkı, diğer dinlere mensup olanların da kötü talihli ve cehennem halkı olduğunu düşünebilmektedir. Hâlbuki imtihan sırrı ahrette ortaya çıkacağı için kimse durumunu bilmemekte, bir Müslüman ise son nefesinde imanla ahrete gidip gitmeyeceğinden dahi emin olamamaktadır. Ahirette ise Müslümanlar bu dünyada hak dinle kolayca tanışabilme, onu tanıyabilme ayrıcalıklarının nasıl aleyhlerinde sonuçlar çıkaracağını, İslam’dan uzak beldelerin halkları ise ahrette bu durumlarında ortaya çıkacak hesap ve sorgulama ayrıcalıklarını, kolaylıklarını ve merhametini göreceklerdir. Şeytanlar bazı zeki ve çok merhametli Müslümanlara yanlış bir itikat vermek ve onları İslam dininden de kuşkulandırmak için farklı bir yöntem kullanmaktadır. Şeytanlar Müslümanlara genellikle şu türde bir vesveseyi çokça verirler Sen Müslüman diyarında doğmakla şanslı oldun, başka ülkelerde doğan insanlar senin gibi Müslüman doğmadıkları için şansızlar. Sen sadece doğma şansınla cennete girebilecekken bir Budist, bir Hıristiyan, bir Yahudi İslam diyarında doğmama şansızlığı ile cehenneme girecektir. Bu ne kadar eşit olmayan bir imtihan, ne büyük bir haksızlıktır! Bu durumda Allah nasıl sonsuz merhamet ve rahmet sıfatlarına sahip olabilir? Nasıl mutlak bir adaletten söz edebiliriz? “Şu kesindir ki, Allah kullarına zerre kadar bile zulmetmez Nisa suresi, ayet 40.” Bu dünyada bu türde görünüşte olan haksızlıklar ve eşitsizlikler ahrette yüklenen veya azaltılan sorumluluklarla dengelenecektir. Yargılama işi bize ait değildir. Yaratıcıya aittir. O’nun işine karışmak en başta küstahlıktır. Haddini bilmezliktir. Elbette yüce Allah kulunu yargılarken biz insanlardan daha merhametli olacaktır. O’nun cehennem azabıyla müjdelediği kimseler, İslam dininin tebliği ile karşılaştıktan sonra nefislerinin eğilimlerine uyup da İslam’a karşı mücadele edenlerdir. Yoksa İslam dininin hakikati ile karşılaşmayanlara başka bir hukukla davranılacağı ehlisünnet âlimlerince yeterince dile getirilmiştir. Bunlara fetret ehli denildiği de malumdur. Hatta İslam dininden yanlış propagandalarla etkilenenler de fetret ehlinden kabul görmüştür. İslam dininin tam hüküm sürdüğü güçlü bir devletin varlığı söz konusu olmadıkça zaten kâfir ülkelere gerçek manada bir İslam tebliğinden de söz edilemez. Ehlisünnet âlimleri fetret ehlinin Allah’ın varlığı ve birliğini tasdik etmekle ahrette kurtuluşa ereceklerini ve cennete gireceğini ileri sürmüşlerdir. İmam-ı Rabbani fetret ehlinden şirk koşanların cehenneme girmeyeceğini, hayvanlar gibi toprak olacağını ifade buyurmuşlardır. Diğer âlimlerin büyük çoğunluğu insanın aklıyla Allah’ın varlığı ve birliğini tasdik edebileceğini, bunun için peygambere ihtiyaç olmayacağını farz ederek yalnızca Allah’a şirk koşanların cehenneme düşebileceklerini ifade etmişlerdir. Şeytanın Müslümanlara verdiği vesvese yanlıştır. Aslında Müslümanlar İslam’la tanışmamış kâfirlere göre daha şanslı değillerdir. Bunu tam manasıyla ahrette göreceğiz. O zaman anlayacağız ki Allah kulları arasında dünyada iken görünüşte hak dine girmede çeşitli ayrıcalıklar, eşitsizlikler yapsa da ahrette tüm kulları tek tek hesaba çekerken mutlak adaletine uygun olarak davranmakta ve farklı sorumluluklarla onları yükümlü tutmaktadır. Müslümanların sorumlulukları daha fazladır. Emir ve yasaklara uymak zorundadırlar. Bunların her birinden sorumlu tutulmaktadırlar. Bir mazeretleri de kalmamaktadır. Fetret ehlinden birisi, her türlü günaha bulaşmışken yalnızca Allah’ın varlığı ve birliğine inanarak cennete girebilecekken; günahkâr bir Müslüman ise, imansız gitme tehlikesi yaşamaktadır, imanını kurtarıp da tövbe edemeden ölürse günahından dolayı yargılanıp cehennem azabı da görebilecektir. Onun için Müslümanların kendi imtihanlarının başka dinlere mensup insanlara göre daha zorlu geçeceğini, bunun için emir ve yasaklar karşısında daha dikkatli olmaları gerektiğini unutmamaları gerekmektedir. İlkokul birinci sınıf öğrencisinin önüne kimse üniversite öğrencisinin sınav kâğıdını koyamaz. Şeytanın sözünü ettiğimiz vesvesesi ise bu işten daha vahimdir. Mutlak adalet, sonsuz merhamet, sınırsız hikmet sahibi Allah’a karşı büyük bir iftiradır. Onun kulları arasında eşit davranmadığını, bazılarına ayrıcalık tanıdığını iddia etmektir. Bu, Allah’a büyük bir zulümdür. Hâlbuki bu dünya imtihan yurdudur. İmtihan edenin çeşitli hikmetler gereği bizden sakladığı bazı sırları da olabilir. Kaldı ki O’nun mutlak adaleti, sonsuz merhameti, sınırsız hikmeti bu dünyada değil ahrette gerçek anlamda tecelli edecektir, kendisini gösterecektir. Bundan da kimsenin kuşkusu olmamalıdır. Allah’ın, teslis akidesine sahip yani kendisine şirk koşan Hıristiyanlara ahrette nasıl muamele edeceğini bilmiyoruz. Elbette onlar Allah’a şirk koşmaktalar, yanlış bir inanç üzeredirler. Bunu tartışmıyoruz. Aşağıdaki ayeti kerimelerde Allah ahrette Hz. İsa ile konuşmakta ve O’ndan kendisine şirk koşan ümmetinin durumunu sormaktadır. Hz. İsa ise bu şirk durumunun kendisinin ölümünden sonra olduğunu belirtmekte, son cümlede ise dolaylı bir biçimde çok saygılı bir üslupla bunların affını istemektedir. Allah’ın Hz. İsa’nın bu sözlerine Kuran-ı Kerim’de yer vermesi onlara ahrette merhamet edeceğine ve onları bağışlayacağına işaret olabilir mi? Kuşkusuz bu konuda kesin hükme varmak, haddini bilmezlik ve küstahlık olur. Ama muhakkak ki burada bir merhamet ve bağışlanma kokusu hissediliyor. Allah’ın şanına da yakışan budur. şöyle buyurduğu vakit, Ey Meryem oğlu İsa, sen mi dedin o insanlara beni ve anamı Allah’ın yanında iki ilah edinin diye?’ Haşa!’ dedi. Münezzeh, sübhansın yücesin ya Rab. Benim için gerçek olmayan bir sözü söylemek bana yakışmaz. Eğer söylemiş olsam Sen elbette bilirsin. Sen benim içimdekini bilirsin, ben ise Senin Zatındakini bilmem. Şüphesiz ki Sen gaybları bilirsin.’117. Sen bana ne emrettinse ben onlara ancak onu söyledim. Hep Rabbim ve Rabbiniz Allah’a kulluk edin!’ dedim. İçlerinde bulunduğum müddetçe üzerinde gözcü idim. Ne zaman ki beni içlerinden aldın, üzerlerinde gözcü olarak ancak Sen kaldın. Zaten Sen her şeye şahitsin!’ 118. Eğer onlara azap edersen, şüphe yok ki Senin kullarındırlar. Eğer kendilerini bağışlarsan yine şüphe yok ki Sen güçlüsün. Hikmet sahibisin.’ Kuşkusuz Hz. Musa da ahrette bu tür bir münacatla Allah’tan ümmetinin kurtuluşunu isteyecektir. Kendilerini küçük gördüğümüz Yahudiler tahrif edilmiş kitapları ile Allah’a Hıristiyanlar gibi şirk de koşmuyorlar. İslam’la gerçek manasıyla karşı karşıya kalmış olanlarının, yani İslam’a karşı aleyhte propaganda ile beyinleri yıkanmamış olup da sırf nefis hesabıyla küfürde ısrar edenlerin kurtulamayacağı açıktır. Yine de Allah’ın ahretteki affını, merhametini, adaletini bir kul olarak bilmemiz mümkün değildir. Aslında bu konularda konuşmak, yargıya varmak da doğru değildir. Biz sadece şunu biliyoruz Doğrusu Allah indinde din İslam’dır. Al-i İmran suresi, ayet 19’, Kim İslam’dan başka bir din ararsa ondan asla kabul edilmeyecek ve o ahrette hüsrana uğrayanlardan olacaktır. Al-i İmran suresi, ayet 85’ Er-Rahmân güzel ismi ile ilgili kula düşen görev, sadece acıma duygusu ile yetinmemek, her insana elinden geldiğince de yardımcı olmaktır. Hak dini tebliğ etmektir. Bir Müslüman’ın diğer dinlere karşı Yahudiler gibi bağnaz olmaması gerekir. Müslüman Allah’ın her dindeki insana ahrette ortaya çıkacak mutlak adalet, sonsuz merhamet, sınırsız hikmeti ile muamele edeceğini unutmamalıdır. Muhsin İyi Meal Ayet Arapça يَٓا اَيُّهَا النَّبِيُّ لِمَ تُحَرِّمُ مَٓا اَحَلَّ اللّٰهُ لَكَۚ تَبْتَغ۪ي مَرْضَاتَ اَزْوَاجِكَۜ وَاللّٰهُ غَفُورٌ رَح۪يمٌ Türkçe Okunuşu * Yâ eyyuhâ-nnebiyyu lime tuharrimu mâ ehallaAllâhu lekes tebteġî merdâte ezvâcikec vaAllâhu ġafûrun rahîmun 1. Ömer Çelik Meali Ey Peygamber! Allah’ın sana helâl kıldığı bir şeyi, hanımlarının hoşnutluğunu gözeterek, niçin kendine haram kılıyorsun? Oysa Allah, çok bağışlayıcıdır, sonsuz merhamet sahibidir. 2. Diyanet Vakfı Meali Ey Peygamber! Eşlerinin rızasını gözeterek Allah'ın sana helâl kıldığı şeyi niçin kendine haram ediyorsun? Allah çok bağışlayan, çok esirgeyendir. 3. Diyanet İşleri Eski Meali Eşlerinin rızasını gözeterek, Allah'ın sana helal kıldığı şeyi niçin kendine yasak ediyorsun? Allah bağışlayandır, acıyandır. 4. Diyanet İşleri Yeni Meali Ey peygamber! Eşlerinin rızasını arayarak, Allah’ın sana helâl kıldığı şeyi niçin sen kendine haram ediyorsun? Allah çok bağışlayandır, çok merhamet edendir. 5. Elmalılı Hamdi Yazır Meali Ey Peygamber! Eşlerinin rızasını arayarak Allah'ın sana helâl kıldığı şeyi niçin sen kendine haram ediyorsun? Allah çok bağışlayan çok esirgeyendir. 6. Elmalılı Meali Orjinal Meali Ey o Peygamber! Sana Allahın halâl kıldığını niçin harâm edersin, zevcelerinin hoşnudluğunu ararsın? Maamafih Allah gaffurdur rahîmdir 7. Hasan Basri Çantay Meali Ey peygamber, Allahın sana halâl kıldığı şey'i zevcelerinin hoşnudluğunu arayarak, niçin kendine haram ediyorsun? Bununla beraber üzülme Allah çok yarlığayıcı, çok esirgeyicidir. 8. Hayrat Neşriyat Meali Ey Peygamber! Zevcelerinin hoşnudluğunu arayarak, Allah'ın sana helâl kıldığı şeyi, niçin kendine tahrîm ediyor haram kılıyorsun? Bununla berâber Allah, Gafûr çok bağışlayandır, Rahîm çok merhamet edendir. 9. Ali Fikri Yavuz Meali Ey Peygamber! Zevcelerinin gönül rızasını arayarak Allah'ın sana helâl kıldığını niçin haram edersin. Bununla beraber üzülme Allah Gafûrdur= mağfireti boldur, Rahîm'dir= çok merhametlidir. Rivayet edildiğine göre; Peygamber Aleyhisselâtü vesselâm bir defa Hz. Hafsa'nın gününde, diğer zeceleri bulunan Hz. Mariye ile beraber bulunmuşlar. Buna üzülen Hafsa'nın gönlünü almak için Mariye'yi kendilerine haram kıldılar. İşte bu ayet-i kerime, bu hadise üzerine nazil olmuş ve Hz. Peygamberin de zellesi bağışlanmıştır. 10. Ömer Nasuhi Bilmen Meali Ey Peygamber! Ne için sen zevcelerinin hoşnutluklarını ararsın da, Allah'ın sana helâl kıldığını haram kılarsın? Maamafih Allah gafûrdur, rahîmdir. 11. Ümit Şimşek Meali Ey Peygamber! Allah'ın sana helâl kıldığı birşeyi, eşlerinin hatırı için neden kendine haram ediyorsun? Halbuki Allah çok bağışlayıcı, çok merhamet edicidir. 12. Yusuf Ali English Meali O Prophet! Why holdest thou to be forbidden that which Allah has made lawful to thee? Thou seekest to please thy consorts. But Allah is Oft- Forgiving, Most Merciful. Sadece meal okumak ile Kur'ân-ı Kerim'in bir çok âyetinin anlaşılması mümkün değildir. Mutlaka bir tefsire başvurulması gerekir. Tahrim Sûresi 1. ayetinin tefsiri için tıklayınız * Türkçe okunuşlarından Kur'an-ı Kerim okumak uygun görülmemektedir. Ayetler Türkçe olarak arandıkları için sitemize eklenmiştir. Meallerdeki sıralama bir tercih sıralaması değil alfabetik sıralamadır. Ziyaretçilerimiz takip etmek istedikleri mealleri sol sütundan seçerek ilerleyebilirler. Tercihlerinin hatırlanması için "Tercihimi Hatırla" tıklanmalıdır. BinasriAllâhic yensuru men yeşâus vehuve-l’azîzu-rrahîmuAllah'ın yardımıyla; o, dilediğine yardım eder ve odur üstün ve Farsları mağlûp edeceğine aittir. 616 da İranlılar, Mısır'ı, Suriye'yi ve Nil vâdisini almışlardı. Doğu Roma imparatorluğu, İran'ın ağır b... Devamı.. Allah’ın yardımıyla bu zafere erişilecektir. O, dilediğine yardım eder. O, Güçlü ve Üstün olandır, yardımına; çünkü O dilediğine yardım eder. O güçlüdür, gücüne hiçbir güç erişemez, O çok acıyan ve merhamet yardımıyla sevinecekler. Allah sünnetine, düzeninin yasalarına uygun olarak, iradesinin tecellisine tâbi, akıllı ve sorumlu varlıklara yardım eder. Kudretli, hükümran ve engin merhamet sahibi olan O' Kur’ân-ı Kerim, 5/ yardımıyla. O, dilediğine yardım eder. O güçlüdür, merhamet yardımıyla. O, dilediğine yardım eder. O, güçlü ve üstün olandır, Bedir'de zafer vermesiyle... O, dilediğine zafer verir; O, Azîz'dir= her şeye galibdir, Rahîm'dir= çok 3, 4, 5. Rumlar, Araplara en yakın bir bölgede yenildiler. Onlar bu mağlubiyetlerinden sonra birkaç yıl içinde galip gelecekler. Bundan önce de, bundan sonra da bütün emir ve yetki, Allah’a mahsustur. İşte o gün müminler, Allah’ın onlara verdiği yardım ile* sevineceklerdir. Allah istediğine yardım eder. O, izzet, kudret ve rahmet sahibidir.* Rumların Farsları yendiği gün, Müslümanlar da Bedir’de Mekkelileri yendiler. Nesefi Bir kıraate göre de “Rumlar, Müslümanları yendiler. Onları... Devamı..2,3,4,5. Rumlar, en yakın yerde yenildiler. Onlar, bu yenilgilerinden sonra birkaç yıl içinde yeneceklerdir. İş, eninde sonunda Allah'a aittir. İşte o gün, inananlar, isteyene yardım eden Allah'ın yardımına sevineceklerdir. Allah, güçlüdür; merhamet sahibidir.[419][419] Bizanslılarla Persler arasındaki savaşlar hakkında bilgi için bk. Bayraklı, KUR’ÂN TEFSÎRİ, XV, Önünde sonunda iş Allahındır; o gün, inanmış bulunanlar, Allahın yardımiyle sevinecekler, Allah dilediğine yardım eder; O emredir, O yarlıgarHer şey Allah'ın yardımıyladır… Allah, iyi niyet ve eylemlerinden dolayı dilediğine yardım eder. Çünkü O, mutlak güç sahibidir, haksızlığa uğrayanlara karı çok yaklaşık yedi yıl önce 615 veya 616 yılında ehli kitap olan Romalılar Bizanslılar ile Mecusi olan İranlılar Pers İmparatorluğu arasında ... Devamı..4,5. Evvel ve âhir her şey Allâh’dandır. Allâh’ın ’inâyetiyle husûle gelecek gâlibiyetden mü’minler ferâh bulacaklardır. Allâh kime ister ise âna nusret ider, ’azîz ve Rumlar en yakın bir yerde yenildiler. Onlar bu yenilgilerinden bir kaç yıl sonra galip geleceklerdir. İş, eninde sonunda Allah'a aittir. İşte o gün, inananlar, istediğine yardım eden Allah'ın yardımına sevineceklerdir. O güçlüdür, Rumlar, yakın bir yerde yenilgiye uğratıldılar. Onlar yenilgilerinden sonra birkaç yıl içinde galip geleceklerdir. Önce de, sonra da emir Allah’ındır. O gün Allah’ın Rumlara zafer vermesiyle mü’minler sevinecektir. Allah, dilediğine yardım eder. O, mutlak güç sahibidir, çok merhametlidir.[422]Hz. Muhammed’e peygamberlik verildiği sırada, dönemin iki süper gücünden İranlılar, Rumlara Bizans’a savaşta galip gelmişlerdi. Kendileri gibi putpe... Devamı..2, 3, 4, 5. Rumlar, Arapların bulunduğu bölgeye en yakın bir yerde yenilgiye uğradılar. Halbuki onlar, bu yenilgilerinden sonra birkaç yıl içinde galip geleceklerdir. Eninde sonunda emir Allah'ındır. O gün müminler de Allah'ın yardımıyla sevineceklerdir. Allah, dilediğine yardım eder. O, mutlak güç sahibidir, çok esirgeyicidir. Ehl-i kitap olan Bizanslılar, mecusî İranlılar tarafından mağlup edilmişti. Mekke müşrikleri bu sonuca çok sevindiler ve müslümanlara Eğer Allah, s... Devamı..ALLAH'ın zaferiyle... O dilediğini zafere ulaştırır. O Üstündür, Rahimdir.Bu da Allah'ın yardımıyla olacaktır. Allah dilediğine yardım eder, galip kılar. O çok güçlüdür, çok merhamet kimi dilerse muzaffer kılar ve azîz odur, rahîm oDilediği kimseye¹ yardım eden Allah'ın yardımıyla. O, Mutlak Üstün Olan'dır, Rahmeti Kesintisiz' Uygun gördüğüne, hak nusratıyle. O, kimi dilerse ona yardım eder. O, yegâne gaalibdir, mü'minleri çok Rum'lar Arab'ların bulunduğu bölgeye pek yakın bir yerde müşrik olan Îranlılara mağlûb oldu; fakat onlar bu mağlûbiyetlerinden sonra, birkaç sene içinde üç ile dokuz yıl arasında, Îranlılara galib geleceklerdir.3 Önünde de sonunda da emir Allah'ındır; o gün mü'minler de Allah'ın yardımıyla sevinecektir. O, dilediğine yardım eder. Çünki O, Azîz kudreti herşeye üstün gelendir, Rahîm çok merhamet edendir.3Mekke müşrikleri, o günlerde kendileri gibi müşrik olan Îran Devleti’nin, ehl-i Kitab olan Doğu Roma İmparatorluğuna galebesiyle sevinmişler ve ken... Devamı..Allah yardımı ile dilediğine yardım eder. Çünkü O çok güçlü ve merhametli yardımıyla. Allah kimi dilerse ona yardım eder. Allah erkli esirgeyici dilediğine yardım eder. O, yegâne galiptir, yardımıyla. O, dilediği kimseye yardım eder. Zira O, Azîz’dir, Rahîm’ yardımıyla. O, dilediğine yardım eder. O üstün güç sahibidir, bu zafer, bizzat Allah’ın yardımıyla gerçekleşecek. Çünkü O, kullarından dilediğine yardım ederek zafere ulaştırır! Hiç kuşkusuz O, sonsuz kudret ve merhamet ayetler indirildiği sırada, Bizans İmparatorluğunun parçalanacağına kesin gözüyle bakılıyordu. Kur’an’ın bu haberi vermesinden sekiz yıl sonra bile hiç kimse, Bizans İmparatorluğu’nun yeniden toparlanacağını, hele İranlıları yenilgiye uğratacağını hayal bile edemezdi. Fakat Bizans ordusu, İmparator Heraklius komutasında yeniden toparlanarak İranlılara karşı beklenmedik bir karşı saldırı başlattı ve 624 yılında, yani tam dokuz yıl sonra, onları müthiş bir bozguna uğratarak kaybettiği bütün toprakları geri aldı. Aynı yıl, Müslümanlar da Bedir’de müşriklere karşı büyük bir zafer kazandılar. Böylece, Kur’an’da haber verilen olaylar aynen gerçekleşerek Allah’ın vaadi yerine gelmiş oldu. Nasıl olmasın ki;Dileyeceği kimselere yardım eden Allah’ın yardımıyla! Rahîm Azîz de O’ Birkaç sene zarfında. Ama eninde sonunda Allah'ın dediği olacak ve o gün tüm inananlar bu ilahî zaferle bayram edecekler, Allah, zaferi hak edene verir. // Çünkü Allah, sevginin harman olduğu bir erdemdir. Allah dilediğine yardım eder. O, mutlak güç sahibidir, çok merhametlidir. 2,3,4,5. Rumlar Arapların bulunduğu bölgeye en yakın yerde yenildi. Oysa onlar bu yenilgilerinden sonra birkaç sene içinde galip geleceklerdir. Önce de sonra da emir yetki yalnızca Allah’a aittir. O gün, müminler de Allah’ın yardımıyla sevineceklerdir. [*] Allah dilediğine layık olana yardım eder. O güçlüdür, çok sözü edilen sevinç, hem Rumların Farsları yenmesi hem de aynı tarihte yaşanan Bedir zaferi vesilesiyledir. Rumların, önceden mağlup oldukları F... Devamı..2,3,4,5. Rumlar Mekke’ye en yakın bir yerde¹ yenilgiye Ama onlar bu yenilgilerinden birkaç yıl sonra galip gelecekler. Eninde sonunda emir Allah’ındır. Ve o gün mü’minler de Allah’ın yardımından dolayı sevinecekler. Zîrâ O Allah dilediğine yardım eder ve O, çok şereflidir, pek Arzın en yakınında demek; Mekke arzının, yani Arabistan’ın en yakınında, Şam’da yahut Rum başkentinin pek yakınında yani Anadolu’da, İstanbul civarı... Devamı..Allah’ın yardımına ³ [çünkü] O, dilediğine yardım eder. O kudret ve merhamet Bu ifade, sekiz veya dokuz yıl sonra, H. 2. yılın Ramazan ayında ki Miladî 624’ün Ocak ayına tekabül eder meydana gelen ve Müslümanların kendileri... Devamı..Allah’ın lütfu olan zaferle. Unutmayın ki Allah, hak edene yardım eder. Zira O, dilediğini galip getirmeye gücü yetendir ve sonsuz bir merhamet sahibidir. 10/103, 30/47, 40/51Allah’ın yardımı sayesinde…[³⁵⁶¹] O tercih edene/tercih ettiğine yardım eder zira O her işinde mükemmel olan, sonsuz merhamet sahibidir.[3561] Bu mucizevî ihbar aynen gerçekleşti. Bu âyetlerin inişinin üzerinden 9 yıl geçmişti ki, Pers karşısında tarih sahnesinden silinmekle yüz yüze g... Devamı..Allah'ın nusretiyle. Dilediğine yardım eder ve O azîzdir, 5. Birkaç yıl içinde. Çünkü işleri karara bağlama yetkisi, başında da sonunda da Allah'a aittir. O gün, müminler de, Allah'ın verdiği zafer sayesinde sevinecekler. Allah dilediğini muzaffer kılar. Zira O, azîzdir, rahîmdir mutlak galiptir, sınırsız merhamet ve ihsan sahibidir. [5, 82 - 83]Allah'ın yardımıyle. Allah Dilediğine yardım eder. O, galiptir, nusretiyle, Allâh dilediğine nusret virir. O, intikâma kâdir ve kullarına Allah’ın yapacağı yardımla olacaktır. O, çalışana yardım eder. O güçlüdür, ikramı yardımıyla... Allah, dilediğine yardım eder. O, güçlüdür, Üç ile dokuz yıl içinde.3 Evvelce de, bundan sonra da hüküm tümüyle Allah'a aittir. O gün mü'minler Allah'ın yardımıyla sevinecekler. Allah dilediğine zafer nasip eder. Çünkü O herşeyin mutlak galibi, herşeyi kuşatan rahmet sahibidir.3 “Bid’a sinîn” deyiminin üç ile dokuz yıl arasında bir zaman dilimini ifade ettiği, bu âyetlerin henüz indiği zamanda, Peygamberimiz tarafından bil... Devamı..Allah'ın yardımıyla. Dilediğine yardım eder O! Azîz'dir, Rahîm'dir [215b] üçden ona degin yıllar içinde. Tañrı’nuñdur buyruķ ilerüden daħı śoñdan. daħı ol gün sevineler mü’minler Tañrı yardım virmegi-y-ile. yardım ider aña kim diler daħı ol beñdeşsüzdür raḥmet Taālā nuṣreti bile nuṣret virür kime dilese. Daḫı ol azīzdür, köməyi ilə. Allah istədiyinə kömək edər. O, yenilməz qüvvət sahibi, mərhəmət sahibidir!In Allah's help to victory. He helpeth to victory whom He will. He is the Mighty, the the help of Allah. He helps whom He will,3509 and He is exalted in might, most Whom He will As explained elsewhere, Allah's Will or Plan is not arbitrary it is full of the highest wisdom. His Plan is formed in mercy, so as ... Devamı..

allah sonsuz merhamet sahibidir ayet